Sayfayı Yazdır

20 - Tâhâ Sûresi

"Euzü Billahi mineş şeytanir racim"

BismillahirRahmanirRahıym

  1. Ey İNSAN (Âdem’e talim edilen Esmâ’nın tamamı ve ruh olarak üflenen diye benzetme yollu anlatılan Muhammedî salt şuur - orijin BEN)!

  2. Biz Kurân’ı sana, mutsuz olman için inzâl etmedik.

  3. Sadece, haşyete (Allâh azametini hissetmeye) açık şuura (hakikatini) hatırlatmadır (inzâl olan bilgi)!

  4. Arzı (bedeni) ve yüce semâları (Esmâ mertebenden açığa çıkan şuur boyutlarını ve bilinç kademelerini) yaratandan, bölüm bölüm indirilmiştir.

  5. Rahmân, Arş’a istiva etti (El Esmâ’sıyla âlemleri yaratıp hükümran oldu. Kuantum Potansiyelde ilmini seyretti ilmiyle).

  6. Semâlarda (şuur ve bilinçlerde), arzda (fiile döktüklerinde), ikisinin arasında (hayalinde ve vehminde) ve toprağın altında (bedenin derinliklerinde) ne var ise, O’nun (El Esmâ özelliklerinin açığa çıkması) içindir.

  7. Sen düşündüğünü açığa vursan (veya gizlesen); (bil ki) kesinlikle O, Sırr’ı da (şuurundakini de) Ahfâ’yı da (onu meydana getiren Esmâ mertebeni de) bilir!

  8. Allâh’tır! Tanrılık yoktur sadece “”! Esmâ ül Hüsnâ O’na aittir (dilediğini o özelliklerle yaratır)!

  9. Musa’nın olayı ulaştı mı sana?

  10. Hani (Musa) bir ateş gördü de ehline: “Yerinizde durun, muhakkak ki ben bir ateş hissettim... Belki ondan size bir kor parçası getiririm ya da o ateşin yanında bir kılavuz bulurum.”

  11. Ona (ateşe) yaklaştığında: “Yâ Musa” diye sesleniş algıladı.

  12. “Kesinlikle ben, ben Rabbinim! Hemen iki nalınını (beden ve bilinç bağlarını terk et; şuur olarak kal) çıkar; gerçekten sen mukaddes vadin Tuva’dasın!”

  13. “Ben seni seçtim! O hâlde vahyolunan bilgiyi algıla!”

  14. “Kesinlikle Ben, evet Ben Allâh’ım! Tanrı yok, sadece BEN! Bana (Esmâ özelliklerimi açığa çıkarma işlevinle) kulluk et! Beni hatırlaman için salâtı yaşa!”

  15. Muhakkak o saat (ölüm) gelecektir... Her nefsin, kendisinden açığa çıkanların sonucunu görüp yaşaması için, onun zamanını gizleyeceğim.

  16. “Ona (ölüm ertesinde başlayacak sonsuz yaşama) iman etmeyen, asılsız hayallerine tâbi olmuş kimse, ondan (Allâh’a likâ gerçeğinden) seni alıkoymasın; sonra helâk olursun!”

  17. “O sağ elindeki nedir yâ Musa?”

  18. (Musa): “O, benim asamdır... Ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkelerim ve başka ihtiyaçlarımı da karşılar.”

  19. “Onu bırak, yâ Musa!” dedi.

  20. (Musa da) onu attı... Bir de ne görsün, o kayan bir yılan!

  21. “Onu al ve korkma! Onu sana ilk görünümünde iade edeceğiz!” dedi.

  22. “Şimdi de elini koynuna sok; bir başka mucize olarak, hastalıksız şekilde bembeyaz çıkar!”

  23. “Sana en büyük mucizelerimizden gösterelim böylece!”

  24. “Git Firavun’a! Muhakkak ki o iyice azdı!”

  25. (Musa) dedi ki: “Rabbim, şuuruma genişlik ver (bunları hazmedebileyim ve gereğini uygulayabileyim).”

  26. “İşimi bana kolaylaştır.”

  27. “Lisanımdaki tutukluğu çöz.”

  28. “Ki sözümü (derinliğine) anlasınlar.”

  29. “Benim için ehlimden bir yardımcı oluştur.”

  30. “Kardeşim Harun’u.”

  31. “Onunla gücümü arttır.”

  32. “Onu işimde ortak yap.”

  33. “Ki seni çokça tespih edelim.”

  34. “Seni çok zikredelim (hatırlayalım)!”

  35. “Muhakkak ki sen bizi Basıyr’sin!”

  36. “İstediğin sana verildi, yâ Musa!” dedi.

  37. “Andolsun ki (bundan önce) sana bir kere daha lütufta bulunmuştuk.”

  38. “Hani vahyolunanları annene vahyetmiştik:”

  39. “Onu (Musa’yı) sandığa koy... Sandığı da ırmağa bırak... Irmak Onu sahile kavuştursun ki, benim de Onun da düşmanı (olan) Onu alsın! Senin üzerine, Benden bir muhabbet bıraktım... Gözümün önünde yetiştirilmen için.”

  40. “Hani kız kardeşin yürüyor (Firavun ailesine gidip) ve diyordu ki: ‘Onu kabullenip yetiştirecek kimseyi size göstereyim mi?’... Böylece seni annene geri döndürdük gözü aydın olsun ve hüzünlenmesin diye... (Hem) sen bir kişiyi öldürdün de biz seni o dertten kurtardık... Seni denemeden denemeye uğrattık da... (Hani) Ehl-i Medyen içinde (Şuayb a.s.ın yanında) senelerce kaldın... Sonra da kaderin üzere buraya geldin yâ Musa!”

  41. “Seni nefsim için seçtim.”

  42. “Sen ve kardeşin mucizelerimle gidin... Beni anarken zayıflık göstermeyin!”

  43. “İkiniz gidin Firavun’a! Muhakkak ki o taşkınlık etmiştir

  44. “Ona yumuşak söz söyleyiniz! Belki düşünüp değerlendirir yahut haşyet duyar!”

  45. “Rabbimiz! Doğrusu biz, bizim aşırı üstümüze gelmesinden veya taşkınlık yapmasından korkarız” dediler.

  46. “Korkmayın! Muhakkak ki Ben sizinle olarak işitir ve görürüm (mâiyet sırrı)” dedi. (Sahih Kudsî hadis: “......Ben kulumun görür gözü işitir kulağı olurum......”)

  47. “Artık ona gelin ve deyin ki: Gerçekten senin Rabbinin Rasûlleriyiz! İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, onlara azap etme! Gerçekten biz sana, senin Rabbin tarafından bir mucize olarak geldik... Selâm, kılavuza tâbi olanlara olsun.”

  48. “Bize azabın, yalanlayan ve yüz çeviren üzerine olacağı vahyolundu.”

  49. (Firavun) sordu: “Sizin Rabbiniz kimdir, yâ Musa?”

  50. (Musa): “Rabbimiz her şeye, varlığını ve özelliklerini veren, sonra da yolunu kolaylaştırandır.”

  51. (Firavun) sordu: “Peki ya eski nesillerin hâli nice olur (çünkü görmediler)?”

  52. (Musa) dedi ki: “Onların ilmi Rabbimin indîndeki bilgidir... Rabbim yanlış yapmaz ve unutmaz.”

  53. Arzı sizin için bir beşik olarak meydana getirip, orada sizin için yollar açar, semâdan bir su inzâl eder... O su ile çeşitli nebattan çiftler çıkardık.

  54. Yeyin ve hayvanlarınızı da otlatın... Muhakkak ki bunda sağlıklı düşünenler için işaretler vardır.

  55. Sizi ondan halkettik! Tekrar sizi oraya iade edeceğiz! Sizi ondan bir kez daha çıkaracağız (bâ’s).

  56. Andolsun ki biz ona (Firavun’a) işaretlerimizin hepsini gösterdik... (Fakat o) yalanladı ve kabulden kaçındı.

  57. “Sihrin ile bizi arzımızdan çıkarmak için mi geldin, yâ Musa?” dedi.

  58. “Sendekinin benzeri bir sihri, biz de sana getireceğiz... Aramızda bir buluşma zamanı belirle ki, ikimiz de ona uyalım... Düzgün bir mekânda buluşalım.”

  59. (Musa) dedi ki: “Sizin buluşma vaktiniz bayram günüdür... İnsanlar kuşluk vakti toplansınlar.”

  60. Firavun döndü (gitti) ve hilesini (büyücülerini) topladı, sonra geldi.

  61. Musa onlara dedi ki: “Yazıklar olsun size... Allâh üzerine yalan uydurmayın! Bundan dolayı azap ile kökünüzü keser... İftira eden hakikaten kaybetmiştir.”

  62. (Sihirbazlar) işlerini aralarında tartıştılar... Aralarında fısıldaştılar.

  63. (Firavunun sihirbazları) dediler ki: “Şu ikisi, iki büyücüden başka bir şey değildir... Sihirleri ile sizi arzınızdan çıkarmak ve sizin örnek yaşam tarzınızı yok etmeyi diliyorlar.”

  64. “Bu sebeple bütün hilelerinizi toplayın, sonra saf hâlinde gelin... Bugün kim üstün gelir ise o kurtuluşa ermiştir.”

  65. Dediler ki: “Yâ Musa! Ya sen at ya da ilk atan biz olalım.”

  66. (Musa) dedi ki: “Hayır, siz atın”... Bir de ne görsün! Onların ipleri ve değnekleri, sihirlerinden ötürü, kendisine, koşuyorlarmış gibi geldi (hayal).

  67. Musa içinde korkuyu hissetti!

  68. “Korkma! Muhakkak ki sen, evet sen üstünsün” dedik.

  69. “Sağ elindekini bırak, onların ürettiklerini yutsun... (Onlar) sadece sihirbazın hilesini yapıp ürettiler... Sihirbaz nereye gitse kurtuluşu olmaz.”

  70. Bu sebeple sihirbazlar, önünde yere kapandılar... “Harun ve Musa’nın Rabbine (B işareti kapsamında) iman ettik” dediler.

  71. (Firavun) dedi ki: “Ben size izin vermeden Ona iman ettiniz ha! Muhakkak ki O, size sihri öğreten büyüğünüzdür... Andolsun ki, sizin ellerinizi ve sizin ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve elbette sizi hurma dallarından asacağım... Hangimizin azapça daha şiddetli ve daha kalıcı olduğunu elbette bileceksiniz!”

  72. Dediler ki: “Bize gelen apaçık mucizelerden sonra, bizi yaratan üstüne seni asla tercih etmeyeceğiz... Ne hükmedeceksen hükmet! Sen sadece şu dünya hayatına hükmedersin.”

  73. “Gerçekten Rabbimize iman ettik ki bizim için hatalarımızı ve sihirbazlığımızı mağfiret etsin... Allâh daha hayırlı ve bâkîdir.”

  74. Gerçek şu ki: Kim Rabbine karşı suçlu olarak gelirse işte cehennem onun içindir... Orada ne ölür (kurtulur), ne de diriliği yaşar!

  75. Kim de O’na iman ederek, imanın gereği uygulamalarla gelirse, işte onlar için en yüce dereceler vardır.

  76. Altlarından nehirler akan ADN cennetleri... Onda sonsuz yaşarlar... Arınıp tezkiye olanın karşılığı işte budur.

  77. Andolsun ki, Musa’ya (şunu) vahyettik: “Kullarımı geceleyin yürüt... Onlar için denizde asanla vurarak kuru bir yol aç! Yetişilmekten korkmaksızın ve (denizde boğulmaktan) dehşet duymaksızın (yürüsünler)!”

  78. Firavun, ordusu ile onları izledi de kendilerini deniz kaplayıp içine aldı, boğdu.

  79. Firavun, halkını saptırdı, doğru yola kılavuzlamadı.

  80. Ey İsrailoğulları! Gerçekten biz sizi düşmanınızdan kurtardık ve Tur’un (Sina Dağı) sağ yanında size vadettik... Sizin üzerinize kudret helvası ve bıldırcın kuşu tenzîl ettik.

  81. Sizi beslemekte olduğumuz yaşam gıdalarının temiz olanlarından yeyin ve onda aşırı gitmeyin... Yoksa üzerinizde (yaptıklarınızın sonucu olarak) gazabım açığa çıkar. Kimin üzerinde gazabım açığa çıkarsa hakikaten o derin düşüştedir.

  82. Muhakkak ki ben, tövbe eden (hakikatine yakışmayan davranışlarını fark edip pişmanlıkla dönen), iman eden ve imanın gereklerini uygulayan, sonra da doğru yolu bulan kimseye elbette Ğaffar’ım.

  83. “Seni halkından acele ile uzaklaştıran nedir, yâ Musa?”

  84. (Musa) dedi ki: “Rabbim, acelemin sebebi rızanı kazanmaktır. Onlar benim izimdeler...”

  85. (Rabbi) dedi ki: “Doğrusu biz senden sonra kavmini, anlayış seviyelerini görsünler diye denedik... Onları Samirî (Firavun sarayından kaçıp aralarına katılan Mısırlı istidraç sahibi birisi) saptırdı!”

  86. Musa, kızgın ve üzgün olarak kavmine döndü... Dedi ki: “Ey halkım... Rabbiniz size güzel bir vaatte bulunmamış mıydı? Bu söz süreci size uzun mu geldi? Yoksa Rabbinizin gazabının üzerinizde açığa çıkmasını dilediniz de bu yüzden mi sözünüzü tutmadınız?”

  87. Dediler ki: “Biz kasıtlı olarak sana muhalefet etmedik... Fakat biz halkımızın zinetinden ağırlıklar yüklenmiştik de onları kaldırıp (Samirî’nin ateşine) attık... Samirî de işte böylece atmıştı (biz onu taklit ettik).”

  88. (Samirî) onlar için böğürebilen bir buzağı heykeli oluşturdu... Bunun üzerine dediler ki: “İşte bu hem sizin tanrınız ve hem de Musa’nın tanrısıdır; fakat Musa unuttu!”

  89. Görmüyorlar mı ki o (buzağı) onların hitabına cevap vermez, onlara ne bir zarar ne de yarar sağlar!

  90. Andolsun ki, daha önce Harun onlara şöyle dedi: “Ey halkım... Siz onunla sadece sınandınız... Muhakkak ki sizin Rabbiniz Rahmân’dır... Öyle ise bana tâbi olun ve emrime itaat edin!”

  91. Dediler ki: “Musa bize geri dönene kadar, ona (buzağıya) tapınıp durmaya devam edeceğiz.”

  92. (Musa) dedi: “Ey Harun! Bunların sapıttığını gördüğünde niye onları engellemedin?”

  93. “Bana tâbi olarak (onlara doğruyu göstermedin)? Emrime isyan mı ettin?”

  94. (Harun) dedi ki: “Ey anamın oğlu! Saçıma, sakalıma yapışıp durma! Muhakkak ki ben: ‘İsrailoğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü tutmadın’ demenden korktum.”

  95. (Musa) dedi ki: “Senin amacın nedir, yâ Samirî?”

  96. (Samirî) dedi ki: “Onların algılayamadıklarını ben fark ettim! Rasûlün eserinden (bildirdiği B sırrı kuvvesini kullanarak) birazcık aldım da onu (altınların eridiği karışıma) attım... İşte böylece nefsim, (hakikatimden gelen kuvveyi) açığa çıkarmaya teşvik etti.”

  97. (Musa) dedi ki: “Git! Muhakkak ki hayatın boyunca insanları ‘bana dokunmayın’ diyerek yanına yaklaştırmamalısın... Ayrıca senin için, kendisine asla karşı çıkamayacağın kesin bir son var... Tapınıp durduğun tanrına bir bak! Kesinlikle onu yakacağız, sonra onu un ufak edip, denize savuracağız.”

  98. Ulûhiyet sahibiniz sadece Allâh’tır... Tanrı yoktur sadece “”! İlmiyle her şeyi (her yönden) kuşatandır!

  99. İşte böylece öne geçmiş olanların haberlerinden bazısını sana hikâye ediyoruz... Gerçek ki, sana ledünnümüzden bir zikir (hatırlatıcı) verdik.

  100. Kim Ondan (hatırlatılan hakikatten) yüz çevirirse, muhakkak ki o kıyamet sürecinde ağır bir suç yüklenecektir!

  101. O suçlarının sonucunu yaşamaları sonsuza dektir! Kıyamet süreci o (suç), onlar için ne kötü bir yüktür!

  102. O süreçte Sur’a nefholunur! O gün suçluları gözleri dönmüş bir hâlde haşrederiz.

  103. Kendi aralarında şöyle fısıldaşırlar: “(Dünya’da) sadece on (saat) kaldınız.”

  104. Onların ne dediklerini biz (hakikatleri olarak) daha iyi biliriz; en çok bileni “Sadece bir gün kaldınız” dediğinde.

  105. Sana dağlardan sorarlar... De ki: “Rabbim onları ufalayıp savuracak.”

  106. “Onların yerlerini boş, dümdüz hâlde bırakır.”

  107. “Orada ne çukur ne de tümsek görmezsin.”

  108. O süreçte zorunlu uyulacak davetçiye tâbi olurlar... Rahmân korkusuyla sesler kesilir... Derinden gelen iniltiden başka bir şey işitmezsin.

  109. O gün şefaat fayda vermez... Sadece Rahmân’ın izin verdiği ve sözüne (illâ Allâh diyen) razı olduğu kimse müstesna!

  110. Onların önlerindekini de, arkalarındakini de (geçmiş ve geleceklerini) bilir... O’nun ilmini ihâta edemezler.

  111. Vechler (yüzler), Hayy ve Kayyum’a zillet ile boyun eğmiştir... Bir zulüm yüklenen (halife oluşunu fark edemeden vefat eden) kimse hakikaten kaybetmiştir.

  112. Kim imanlı olarak doğru fiiller ortaya koyarsa, o, bir haksızlığa uğramaktan ve hakkının çiğnenmesinden korkmaz.

  113. İşte böylece O’nu Arapça bir Kur’ân olarak inzâl ettik; Onun içinde tehditkâr haberleri, sonları, türlü türlü açıkladık... Umulur ki korunurlar (arınırlar) yahut (Kur’ân) onlara bir öğüt olur.

  114. Melik ve Hak olan Allâh ne yücedir! O’nun vahyi sana bitmeden önce Kurân’ı (tekrara) acele etme ve: “Rabbim ilmimi arttır” de.

  115. Bundan önce Âdem’i bilgilendirmiştik... (Fakat) O unuttu... Onu (uyarıyı uygulamada) azimli bulmadık.

  116. Hani biz meleklere (arz kuvvelerine) “Secde edin Âdem’e (şuur varlığa)” demiştik de, İblis hariç, (hepsi) hemen secde ettiler... (İblis) kaçınmıştı!

  117. Dedik ki: “Ey Âdem, kesinlikle şu (iblis, vehmini tahrik eden kendini beden kabul etme fikri) senin ve eşin (bedenin) için bir düşmandır! Sakın sizi (kendinizi şuur {melekî yapı - kuvve} olarak yaşadığınız) cennetten (bedenselliğe - bilinç yaşamı boyutuna) çıkarmasın; sonra şakî (kendini beden sınırlamasının mutsuzluğu içinde bulan ve bunun sonuçlarını yaşayarak yanan) olursun!”

    Not:

    Burada anlatılmak istenen, müşahedemizdekine göre özetle şudur: Âdem ismiyle işaret edilen, yokken, Allâh Esmâ’sının ihtiva ettiği ruh {mânâlar bütünü} üflenerek, bir “şuur varlık” hâlinde beyinde yani madde bedenden açığa çıkarılmıştır. Beyin bu açığa çıkarılışı kabul edecek şekilde ‘tesviye’ edildikten sonra, açığa çıkan bu El Esmâ ruhu - data olan şuur varlık, melekî bir yapı - boyut olarak cinsiyetsizdir. Ne var ki beyinin oluşum sürecinde karındaki ikinci beyin denen nöronlar topluluğunun ve diğer organların yolladığı verilerin beyinde oluşturduğu “ben bu bedenim” düşüncesi, iblis tarafından da kullanılarak, Âdem’i, kendini beden kabul noktasına düşürmüştür. İblis diye tanımlanan cin türünün, {göze göre görünmez} ışınsal bedenli varlığın, beyine yolladığı impulse ile tahrik ettiği kendini beden olarak kabullenme fikriyle, şuurun hakikati örtülmüş; kendisini, eşi diye tanımlanmış olan beden kabulü noktasına indirmiştir. Beyin, yapısı itibarıyla, veri tabanını oluşturan genetik bilgiler, şartlanmalar, değer yargıları ve bunun getirisi duygular ile çeşitli fikirler doğrultusunda açığa çıkan bilincin, akıl kuvvesini değerlendirmesiyle kendi DÜNYASI İÇİNDE YAŞARBilincin yani oluşmuş benliğin, şuur boyutunu oluşturan Allâh Esmâ’sına ‘İman’ etmesi ve “orijin BEN”deki özelliklerle yaşayarak farkında olmadığı melekî denen kuvvelere ermesi istenir. Ona bu hatırlatılmak üzere BİLGİ {KİTAP} yollanır! İşin doğrusunun bu olduğu ‘hatırlatılmaktadır’. Şuur ise bu bağlardan öte, hakikati Allâh ilmine uzanan melekî kuvve - nûrdur. Şuur, kalp veya daha deriniyle hakikati aksettirmesi itibarıyla ‘fuad’ (Esmâ mânâ özelliklerini beyine yansıtıcılar - kalp nöronları) diye anlatılır. Fuad adıyla işaret edilen hakikati kavrama özelliği ana rahminde 120. günde ya beyne aksettirilir o takdirde kişi “said” olarak nitelendirilir; ya da aksettirilemez ve beyinde bu açılım olmaz, bu defa da o kişi “şaki” diye tanımlanır. Bundan sonra o nöronların işlevi kopyalandığı beyinden devam eder. “Ayna nöronlar” konusunun bir kapsamı da bu olaydır tespitimize göre! Şuurun, eşi olarak kendisine geçici süre verilmiş olan beden ise, kâh maddeden meydana gelmesi itibarıyla ‘arzın dabbesi’, kâh bedendeki hayvanlarla ortak özellikler dolayısıyla ‘en’am’, kâh da şuurun melekî vasfını sınırlaması veya örtmesi fikrini beyinde tetiklemesi itibarıyla ‘şeytan’ diye tanımlanmıştır. “İnsan” diye tanımlanmış “şuur”, kendi orijin yapısını, bedende gözünü açması dolayısıyla da unutmuş, ‘hatırlamaz’ olduğu için ‘zikir - hatırlatıcı’ gönderilmiştir. Kur’ân bilgisi, ‘zikir’ yani ‘hatırlatıcı’dır. İnsana hakikatini hatırlatmak içindir. Beyin - beden kabulünün getirisi sınırlı - kayıtlı cehennemî bedensel yaşam; şuur boyutundaki melekî boyuttaki seyir ise cennet yaşamı olarak tanımlanmaktadır. Bütün bu olaylar ve cennet - cehennem tasvirleri bir kısım âyetlerde vurgulandığı üzere, tamamıyla misal yollu benzetme ve işaret yollu anlatımdır. Cennet şuur yaşamı ve şuurdan, El Esmâ özelliklerinin açığa çıktığı bir yaşam olduğu içindir ki; biyolojik - hayvansı beden var olmadığı ve dahi söz konusu olmadığı içindir ki; buna dair oluşlar da o boyutta yer almaz. Onun için cennetin gerçekte, çok algı dışı bir yaşam boyutu olduğuna işaret edilmiştir. Konunun detayları ayrı bir kitap mevzuudur. Ancak Kurân’daki işaretlerin yerli yerinde değerlendirilip anlaşılması için bu kadar bir özet anlayışımızı buraya eklemeyi uygun gördüm. Eksik veya yanlış müşahedem oluşmuşsa bağışlanma dilerim. Hakikatini bilen Allâh’tır. A.H.

  118. “Oysa senin için onda (biyolojik - hayvansı - madde beden olmadığı için) ne acıkma (hissi) var ne de çıplak kalma!”

  119. “Kesinlikle sen onda (yeni madde - biyolojik bedensiz yaratılışın dolayısıyla) ne susarsın ne de güneşten yanarsın!”

  120. (Sonunda) Şeytan ona vesvese verip: “Ey Âdem, sana ölümsüzlük ağacını ve eskiyip yok olmaz mülkü bildireyim mi?” dedi.

  121. İkisi de (şuur ve bilinç {beden}) ondan (ağacın, bedenselliğin meyvesinden) yediler! SEVAT’ları (bedenleri) hissedilir oldu da Cennet yaprağından (bedensellik duygusunu bilinçteki hissedişleriyle) örtmeye çalıştılar! Âdem, Rabbine âsi oldu da yaşayışı bozuldu.

  122. Sonra Rabbi Onu seçti, arındırdı, Onun tövbesini gerçekleştirdi ve hakikatine erdirdi!

  123. (Rabbi) dedi ki: “Birlikte (şuur ve daha sonra terk edilecek beden eşi) inin aşağı ondan! Bir kısmınız bir kısmınıza düşman olarak! Benden size bir Hüda (hakikatinizi hatırlatıcı) geldiğinde, kim benim Hüdama (hatırlattığım hakikatine) tâbi olur ise, işte o sapmaz ve şakî olmaz!”

  124. “Kim zikrimden (hatırlattığım hakikatinden) yüz çevirir ise, muhakkak ki onun için (beden - bilinç kayıtlarıyla) çok sınırlı yaşam alanı vardır ve onu kıyamet sürecinde kör olarak haşrederiz.”

  125. (O vakit) dedi ki: “Rabbim, niçin beni kör olarak haşrettin, (dünyadayken) gözlerim görüyordu?”

  126. (Rabbi) dedi ki: “İşte böyle... Delillerimiz sana geldi de sen onları (değerlendirmeyi) unuttun. Bunun sonucu olarak bu süreçte unutulursun (mahrum kalırsın unutup hatırlamadıklarından)!”

  127. (Halifelik istidadını açığa çıkarıcı ömrünü) israf etmiş ve Rabbinin hakikatindeki delillerine iman etmemiş kimse, sonuçlarını böylece yaşar! Gelecek azabı ise daha şiddetli ve daha kalıcıdır.

  128. Helâk olmuş nice toplumun meskenleri üzerinde dolaştıkları hâlde, bu onlara gerçeği göstermedi mi? Muhakkak ki bunda ibret alacak kadar aklı olanlara nice delil vardır.

  129. Eğer Rabbinden, önceden verilmiş bir hüküm ve tayin edilmiş bir ömür olmasaydı, azap (vefat derhâl) kaçınılmaz olurdu!

  130. Onların dediklerine sabret... Güneş’in doğuşundan önce de, batışından önce de Rabbinin Hamdi olarak (sende Hamd’i açığa çıkaranı hissederek) tespih et! Gecenin bir kısmında (yatsı) ve gündüzün ortasında (öğle) da tespih et (hakikatinin yaşanması işlevini açığa çıkararak) ki; rıza (seyir) hâlini yaşayasın.

  131. Sakın gözlerini kaydırma, onlardan bir kısmına, kendilerini sınamak için dünya hayatının süsü olarak (verilmiş) geçici fâni zenginliğe! Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha bâkîdir.

  132. Yakınlarına salâtı (rabbine yönelişi) yaşamalarını emret; kendin de onda devamlı ol! Senden bir yaşam gıdası istemiyoruz; (aksine) senin yaşam gıdan bizden! Gelecek korunanındır.

  133. Dediler ki: “Rabbinden bir mucize bize getirseydi ya!”... İlk bilgilerdeki açık deliller onlara ulaşmadı mı?

  134. Eğer onlara daha önce azabı yaşatarak helâk etseydik, elbette şöyle derlerdi: “Rabbimiz; bir Rasûl irsâl etseydin de zillete düşüp rezil olmadan önce senin işaretlerine tâbi olsaydık.”

  135. De ki: “Herkes bekleyip gözetlemekte; siz de gözetleyin! Düpedüz yolun ehli kimmiş, hakikate eren kimmiş yakında bileceksiniz!”

20 / 114

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Bu Sûreyi İndirebilirsiniz!