
Şimdi meseleyi ikinci bir yönden ele alalım.
İnsanın yapısının ilâhi isimlerin bir terkibînden başka bir şey olmadığını anlatmıştık daha evvel.
Dedik ki:
İnsanın yapısı, insan ismiyle kastettiğimiz oluş, ilâhî isimlerin mânâlarının aşikâre çıktığı bir mahaldir ve bu mahal, bir terkib hükmüyle meydana gelmiştir!..
Bu mahalde bazı isimler ağırlıklı, bazı isimler de daha az ağırlıklı olarak zuhur eder. Ve bu isimlerin, bir terkib şeklindeki zuhûru dolayısıyla da o kişiden belli fiiller meydana gelir.
İşte bu terkib dolayısıyla, kişinin tabiatı, huyları, alışkanlıkları, şartlanmaları oluşur!.. Bu, tabiat, huy, mizaç karakter, alışkanlık vs. dediğimiz şeyler, bu terkibîni meydana getiren isimlerin tabii sonucudur.
Ve kişi bu terkibînin tabii sonucu olan davranışlarla yaşayıp da öldüğü takdirde cehenneme gider!..
Maddi ve manevi cehenneme bu tabiatı yol açar!..
İş böyle olduğuna göre; İslâm’ın önerileri, bilhassa baştaki saydığımız namaz, oruç, hac ve zekât. ne getiriyor?
Senin, tabiatına ters düşen davranışlara, fiillere sevk ediyor seni!..
Senin terkibînin oluşturduğu özellik, rahatına düşkünlük, menfaatini sağlamak, kişisel menfaatine dönük olarak yaşamak!..
Halbuki en başta namaz, bir kere seni zaruri olarak tabiatının aksine, rahatını bozucu bir şekilde seni zorluyor.
Sen o anda, ya bir eğlencedesin ya bir ahbabınla sohbettesin, ya kendine hoş gelen bir hâl içindesin!.. Fakat o anda sana, o yaşamını terk ettirip; senin belli bir fiilî meydana getirmeni emrediyor!
Tabii bu fiilînin neticesinde, sende belli bir çalışma, fiil sonucu, belli bir ruh gücü oluşuyor!.. Bedeninin tabiatı istikametinin dışında bir istikamette, iradeni kullanma gücünü sana veriyor!.. Ve daha başka birtakım şeyler sağlıyor.
Oruç dersek o da hâkeza!.. Oruç hepten senin tabiat ateşini söndürüyor!.. Belli bir süre içinde, tabiatının gerektirdiği biçimde davranmaları yasaklıyor!..
Bedeninin tabiatı yeme, içme, seks, uyuma, rahatına düşkünlük! Yeme, içme, seks gibi en büyük faktörleri sana kesiyor bir süre! Tabiatınla mücadeleyi veriyor.
Bu tabiatınla mücadele dediğimiz olay, senin terkibîndeki belli isimler!.. Sende, bu tür hareketleri, tabiatın istikametindeki hareketleri meydana getirmek durumundayken, zorlamayla, bu isimlere karşı koyucu diğer isimleri, ağırlıklı olarak ortaya çıkartıyorsun ve böylece bünyende belli bir denge kuruyorsun!.. Tabiat ateşini söndürüyorsun; azaltıyorsun; kısıyorsun!..
Hac diyoruz. Hac’ca gittiniz, biliyorsunuz; tabiata ters düşen büyük meşakkatler söz konusu!
Zekât. Senin gününün 10 saatini, 12 saatini çalışıp, çabalayarak, harcayarak elde ettiğin belli bir menfaati, hiç bir maddi menfaatin olmadığı halde götürüp birisine veriyorsun!..
Demek ki asgari bu fiiller, senin tabiat ateşini, birimselliğini belli bir ölçüde söndüren; seni imâna sokan ve senin âhiret saadetini sağlayan belli emirler.
Öyleyse sen bu emirleri tutmadan, yani bu fiilleri meydana getirmeden; senin terkibînde bir değişiklik olması söz konusu değil. Nereden olacak? Mümkün değil!..
Demek oluyor ki, biz geçmişteki falanca ya da filanca Zâtın bu konudaki görüşünü bilmesek dahi; bu yapının tabiatını, terkibîni ve terkib değiştirmenin gereğini müşahede ettiğimiz zaman; ortaya çıkan bir netice var.
Fiilsiz, tatbikatsız iman fayda etmez; çünkü iman yoktur yalnızca lafı vardır orada!..
Ortaya açık olarak çıkan gerçek, tahkik yolundan da bulduğumuz gerçek bu!
Geçmişteki tahkik ehli kişilerin verdiği hüküm de bu!
Nitekim bu konuyu konuşmadan önceki kanaatimiz, evvelce vardığımız hüküm bu idi. Tatbikatsız bu işin olamayacağı idi!.. Ve bu noktaya geldik,
Burada ikinci olarak ilave edilecek bir husus daha var... Yasaklar!..
Bir öneriler var. Namaz, oruç, hac, zekât gibi!..
Bir de yasaklanmış olan diğer ameller var!..
Bütün yasakların bir anda kalkması mümkün mü? Değil!.. Niye değil?..
Senin belli bir terkibîn var!.. Bu belli terkibîn, sende oluşturduğu bir takım fiiller var!.. Bu birtakım fiiller, o yasaklar yolunda!..
Sana bütün yasakları bir anda kaldır, demiyor!..
Niye demiyor?..
Çünkü, zaten senin belli bir terkibîn oluşmuş!.. Bu terkibînin ortadan kalkması gene bir anda mümkün değil!.. Dolayısıyla, bu gibi tabiatın istikametinde davranışların olabiliyor!.. Ama netice olarak ne diyor:
"Muhakkak ki namaz İnsanı çeşitli konularda nefsi istikametinde ileri gitmekten, yasaklanmış olan şeylerden alıkoyar.
Yani tabiatınla, namaz yoluyla mücadele, diğer hususları da sana neticede sağlar. Zaman içinde bu olur!.. Bir anda senin terkibînin kalkması mümkün değil!..
Dolayısıyla bir kişi herhangi bir suç işlerse, diyelim ki kumar oynadı veya zina yaptı veya içki içti, bunları yapmakla, imansız olmaz, imandan çıkmaz!..İslâm’dan dışarı çıkmaz!..
Tevbe eder.
Burada hemen tevbe olayını değinelim. Ne günah işlemiş olursan ol hemen akabinde vakit geçirmeden yaptığına pişman olarak, nefsinin arzusuna kapılmış olarak, ALLÂH’a yönel ve tevbe et!..
Kul bir günah işlediği zaman ALLÂH onu tevbe etmesini bekler. Şayet akabindeki bir gün içinde tevbe etmezse, o zaman o günah onda sâbitleşir. Fakat tevbe edersen, muhakkak ALLÂH tevbe edenlerin günahını affeder.
-"Ben günah işliyorum, ama vazgeçemiyorum ki, tevbe edeyim." Hemen bunun cevabını verelim. Gene de, sen o işlediğin günahtan sonra, ALLÂH’a yönel ve tevbe et! Ola ki, Cenâb-ı Hak o tevbeni kabul buyurup, seni bir daha günah işlemekten korur!..
Burada önemli olan, ALLÂH’a karşı suçlu olduğunun bilinci içinde, ona yönelmendir!..
Ne kadar büyük günahlar içersinde olursan ol, gene de ona yönelmekten vazgeçme!.. Zira bu yönelişin sana muhakkak bir gün kurtuluş yolunu açar!.. Nerede ve ne şartlar altında olursan ol ALLÂH’a yönelmekten asla kaçınma!
Ama içinden ALLÂH’a yönelmek gelmiyorsa, işte gerçekten o zaman senin için tehlike çanları çalıyor demektir.
Esasen İslâm, senin tabiatınla, alışkanlıklarınla mücadele yani terkibîni değiştirme çalıştırmalarıdır!..
Bütün ilâhi isimleri cem etme!.. ALLÂH’ın ahlâkıyla ahlâklanma!..İslâm’ın temel mânâsı bu.
Nitekim İslâm Dini, kemâli ahlâk için gelmiştir, deniyor. Ahlâkı tamamlamak için.
Ahlâkı kemâle erdirmek nedir?..
ALLÂH ahlâkıyla ahlâklanmaktır!..
Neticede, ALLÂH ahlâkıyla ahlâklanmak demek, artık, tabiat kökenli davranışların kalmaması demektir.
Tabii davranışları kaldırmak bir anda mı olur?
Hayır!.. Peyderpey olur!..
Demek ki, senden bir takım eksik noksan fiiller meydana gelebilir ama bu seni İslâm’dan dışarı çıkartmaz, imansız etmez!.. Ama, emirleri tutmamak imansız eder!..
O yüzden Hz. Rasûlullâh :
-Bir kişi Hac’ca gidecek imkânı bulduğu anda, eğer gitmezse, o sene içinde ölürse, ister yahudi olarak ölsün, ister mecûsi olarak ölsün" diyor. Niye?
Çünkü imansız! Emri yerine getirmemek, imansızlığı meydana getirir!.. Yasaklara uymamak, tabiatın istikametinde olan bir olaydır, günahtır!.. O günahını, bir hayırla yok etmek mecburiyetindesin!..
Bu konu çok ince bir konu ve çok iyi anlaşılması lazım!..
Demek ki ameldeki, yasaklardaki kusur, günahı doğurur, imansızlığı meydana getirmez; küfrü meydana getirmez!..
Fakat İslâm’ın 5 şartındaki eksiklik, noksanlık imanın dışına, İslâm’ın dışına götürür insanı. Bir büyük günahın akabinde tövbe söz konusudur!.. Ama önerilere isyan, red imanı ve İslâm’ı reddetmektir!.. İmanı ve İslâm’ı reddedenin hâli ise küfürdür!.
Küfür ise gerçeği örtmektir!
"Kâfirler" demek, "gerçeği örtenler" demektir.
Hz.Muhammed (aleyhisselâm)’ın açıklamış olduğu, "TANRI yoktur sadece ALLÂH vardır" gerçeğini örtenlere;ve sanki TANRI varmış gibi yaşayıp ötedeki veya ötendeki tanrıya tapanlara, bu yüzden gerçeği örten ve inkâr edenler denilir...