SÛRE HAKKINDA ÖZET BİLGİ
İsmi el-Bakara (o malum inek, İsrailoğulları’nın ineği) olan sûre, meşhur kabule, Kûfe ekolüne göre 286 ayet olup Kurân’ın en uzun sûresi’dir...
Hicretten sonra, Medine-i Münevvere’de nâzil olan ilk sûre olduğu gibi, bütün Kurân’ın en son inen “İçinde /kendisinde ‘Allah’a döndürüleceğiniz o günden korkun/ o gün için korunun/ o günün bilinci ile yaşayın... Sonra zulme uğratılmaksızın her bir nefs’e kazandığı tam verilir!” (BAKARA: 281) ayeti de bu sûrededir...
Bakara Sûresi’nin tamamı Medine-i Münevvere’de ve değişik süreler zarfında, büyük kısmı Hicret’in ilk iki yılında nâzil olmuştur... Sadece 285-286. ayetlerinin Mekke-i Mükerreme’de, Mi’rac gecesinde vasıtasız vahyedildiği de rivayetler arasındadır...
Bakara Sûresi’nin fazileti ve kısaca özelliği:
Bazı Hadis-i Şerifler:
“Şüphesiz her şeyin bir hörgücü /tepesi/zirvesi vardır, Kurân’ın zirvesi de el-Bakara’dır” (Darimi)
“Evlerinizi makbere (cesed bulunan yer; mezarlık) lar haline getirmeyiniz (YÛNUS: 87: evlerinizi kıblegah-namaz kılınan yer yapınız); şüphesiz ki şeytan içinde Bakara Sûresi’nin okunduğu evden firar eder” (Müslim)
Hz. Ömer Bakara Sûresi’ni 12 yılda öğrenmiş, oğlu Abdullah ise 8 yılda öğrenmişti... Hatta Hz.Ömer r.a. Bakara Sûresi’ni hatmedince deve kesmiştir...
El-Bakara, Kurân’ın en kapsamlı ve tafsilli bir sûresidir... Bu nedenle “FUSTAT’ul-KURÂN” yani “Kurân’ın otağı-şehri”, denmiştir... “Allah”ın en azıym meclası (tecelligahı) olan Kurân’ın, bu azametine ve bütünlüğüne ait bütün mefhumlara bu sûrede değinilmiş, gerekli atıflar ve işaretler yapılmış, hükümler açıklanmıştır, ULUHİYYET iktizasınca...
Boyutların münasebetini, Yeryüzünde “diyn” realitesini ve insanlık zuhurunu tüm boyutları ile, skaladaki katmanlarla mukayeseli olarak ifade etmektedir...
“Halife” olarak Adem’in yaratılması; “haniflik” bilincinin, yani “insan” neslinin meydana gelişi...
Fıtrî Zenb, yani esas günah gerçeği...
insanlık boyutunun kemalatları; insanların bilinç farklılıkları: “muttaki”, “mu’min”, “kafir”, “münafık”,... gibi...
Hz.İbrahim ve İbrahim Ailesi’nin önemi; İbrahim milleti; İslâm’ın zuhuru...
İnsanlık için olan Ka’be’nin binası ve özelliği...
İsrailoğulları misyonu ve bu bağlâmda Yahudilik ve Hristiyanlık gerçeği ve İslâm’a nisbetleri...
“DİYN”in zahiri olan İslâm’ın, insanı hakikatına erdirici, tam teslimiyeti/fenayı ve akabinde hasıl olan vısal ve bakayı maslahat ve temin eden en büyük yol/yöntem/tarikat olduğu... ve nice ibret olaylar, sembolik anlatımlarda gizli (açık) gerçekler?...
Âyetlerin mealine geçmeden önce faydalı bir açıklama:
HARF, KELİME, ÂYET, SÛRE, KİTAB ne demektir?:
HARF:
“HARF”: Sözlük olarak, kenar-taraf, lugat-lehçe, vech (yüz, sûret, nefs) manalarına gelir... Kurân’da kullanılışı da bu sözlük anlamları ile münasebetlidir...
Esasında Kurân’ın harfleri, lisanı olan Arapça Lugatı itibarıyla iki, bir de vahyi itibarıyla müteşabihattan olmak üzere, üç çeşittir... (Müteşabih: Benzeyen, mecazi, teşbihi, temsili, zahiri kasdedilmeyen, demektir)
1-) “Huruf-u Mebaniy”, yani sözcükleri oluşturan temel-bina harfleri; elif-ba...
“ketebe” (=yazdı) daki “kef”, “te”, “be” harfleri gibi...
2-) “Huruf-u Meaniy”, yani bir terkibe (kelimenin binasına) girmeden, tek başlarına da anlamı-işlevi olan mana harfleri; edatlar, isimler gibi... “Bismillah”ın ve “Billahi”nin başındaki “BE”, “el-Hamdu Lillah” ve “inna Lillah”daki “Li-llahi”nin “Lâm”ı gibi...
3-) “Huruf-u Mukatta’a” (kesikli harfler), yani bazı sûre başlarında olan, yazılışı itibarıyla “ebcedi” (kelime gibi, terkibi), telaffuzu itibarıyla “elif-bai” (tek tek, hece), manası itibarıyla ise “te’vili” olan müteşabih harfler...
“Eliyf, Lâm, Miym”, “Eliyf, Lâm, Miym, Sad”, “Eliyf, Lâm, Ra”, “Eliyf, Lâm, Miym, Ra”, “Kâf, Hâ, Ya, Ayn, Sad”, “Ta, Ha”, “Ta, Siyn, Miym”, “Ya, Siyn”, “Sad”, “Ha, Miym; Ayn, Siyn, Kaf”, “Kaf”, “Nun”...diye sûre başlarında yazılı olan bu harfler 14, yani 2 x yedi tanedirler... Başlarında bulundukları sûrelerin nüzül sırasına göre: nun, kaf, sad, eliyf, Lâm, miym, ye, siyn, kef, he, ayn, tı, ra, ha...
Kurân’da bu harflerin (Huruf-u Mukattaa’nın) önemi:
Müteşabihattan olan Kurân harfleri’nin önemi büyüktür... Şöyle ki:
(1) Sûre başlarında bulunan bu harflerin varlığı, yeri ve manaları kıyasî (genel bir kurala tabi olan) değil, tevkıfî (vahyi) olup, Kurân’ın müteşabihatındandır...
Kurân, kendi ayetlerini muhkem ve müteşabih diye iki kategoriye ayırır ki bunun açıklaması, ilgili ayette, ÂL-U İMRÂN: 7’de vardır...
(2) Bu tür müteşabih ayetler Kurân’ın “...mislini getirin..?” diye ferman okuduğu, en icazkâr ifade ve burhandırlar...
Yani bu rumuzlar, beşer gücünün Kurân’ın bir benzerini getirmekten, Onun misli bir “söz” söylemekten, hatta bir harfini meydana getirmekten aciz olduklarının bir kanıtıdır... “Onun misli bir söz getirsinler..?” (TÛR: 34)
Dolayısıyla da insanların vahye, Allah Rasûlü’ne ve varislere, (yani) Evliyaullah’a olan ihtiyaçlarını da ifade eder...
Kurân’ın nâzil olduğu o ortamda bulunan müşrik Araplar bile Kurânın diğer kelimât ve ayetlerini duyduklarında kendi sözleri gibi değerlendirip önemsemezken, hatta kaçıp giderlerken “nun”, “kaf”, “sad”, “kaf, ha, ya, ayn, sad”, “ta-ha”, “ha, miym”,..i duyduklarında taaccup edip, dikkat kesildiler...
(3) Kurân’da muhkem’le birlikte müteşabih’in bulunması, kemâlâtların zuhuru ve mertebelerin varlığı için de hikmetli bir şeydir...
Kurân, gerçeği, gözü ile gördüklerinden ibaret sanan, maddeci gaflet ehlinin anlayışı ile kayıtlanamazdı... Evrensel Sistem ve boyutlarda gerçekleri de açıklayan, her boyut için rehber, hidâyet kaynağı şu Kitab, insan (akıllı) lığının hakkını veren tefekkür ehlini de ödüllendirmiş olur...
Muhkem ve Müteşabih ayetlerin varlığı dolayısıyla Kurân’ın mukalliti olamaz!...
Öyle ise bu harflerin te’villerini, ümmet bilmek zorundadır... Madem ki vahyedilmiş, öyle ise kesinlikle bir ilim ve mesaj taşıyordur... Mefhumu /manası olmayan şeylerin vahiy’de /Kitab’da olması mümkün değildir... Kelamdan ve vahiy’den maksat farkettirmektir... Manasız kelâm abes olur ki vahye yakışmaz... O halde müteşabih âyetler üzerinde durmak “Eliyf, Lâm, Miym”,... gibi şifreleri çözmeye çalışmak, dini bir vecibedir ve Kurân’ın bizler üzerindeki hakkıdır...
Yani bunların neye işaret ettiğini kimse bilemez, dolayısıyla bilmek zorunluluğu yoktur, o halde biz bunların üzerinde durmayalım, diyemeyiz...
Nitekim bu konunun geçtiği 3:7 de, rasih alimlerin müteşabih ayetlerin te’vilini biliyor olduğundan bahsedildiği gibi buna işaret eden Hadis-i Şerifler ve tasavvuf tarihimizden güzel örnekler sözkonusudur...
(4) Bu tür rumûzlu-teşbihi ayetler hakikatıyla “OKU”manın önemini de ortaya koymaktadır...
Elinde yazılı bir metin veya nâzil olmuş bir yazılı KİTAB bulunmayan Hz.Rasûlullah’a (s.a.v.), Nur dağında, Ğar-ı Hira’da ilk emir “ıkra’” = kıraat et = OKU olup; “UTLU” = tilavet et (yazılı metni oku), değildir...
Türkçe meallerde her ne kadar ikisi de aynı manada tercüme edilse de; Kurân, özellikle o kelimeleri kullandığına göre, işaret edilen gerçek farkı olmalı, demektir...
Nitekim aynı bir Hadis-i Şerif’de bu kelimelerin atfedilerek birlikte bulunması da farklı anlamda olduklarını kanıtlar:
“men karâel’Kurâne ve telahu ve hafizahu...” (Tirmizi)
Yani: ”Kim Kurân’ı KIRAAT eder, ve TİLAVET eder, ve HIFZEDERse, Allah Onu cennetine dahil eder; ve o, ehl-i beytinden on kimseye şefâat eder ki, bunların hepsine ateş vacib olmuştu”
“KIRÂAT”: (daha ziyade) manaya, ilme, Sünnetullaha, Sistem’e, Evrenselliğe, küll’e nisbetle “OKU”maktır (cebrailîdir)...
“TİLÂVET”: zikre, enerjiye, kudrete, zerre’ye nisbetle okumaktır...
“TERTİL”: Kurân’ın “kırâat” maksatlı “tilavet” edilmesidir... Bir nevi tefekkür zikridir, tafsile getirmedir... Şah-ı Velayet Hz.Ali r.a. “tertiyl”i şöyle tarif etmiştir: et-Tertiyl’u, tecviyd’ül Hurûfi ve ma’rifet’ül vukûfi... Yani: Tertiyl, harfleri hakkını vererek güzel yapmak ve vukuf’un (vakıfların) ma’rifeti’dir!...
Şu âyetler bu tariflerin örnekleridir:
“Onu KIRÂAT ettiğimizde O’nun Kurânı’na (OKUmasına; OKUnuşuna) tâbi ol” (KIYÂMET: 18)
“Allahın ayetleri onlar (mü’minler) üzerine TİLÂVET olunduğunda, onların imanları artar” (ENFÂL: 2)
“Ey O Müzemmil (örtüsüne bürünen)!... Birazı müstesna geceleyin kalk /kıyam dur (uyuma); (gecenin) yarısı kadar (kıyam et) yahut ondan biraz noksanlaştır, yahut ona ziyade et!.. Ve Kurân’ı TERTİL üzre (tane tane, anlamını tefekkür ederek) OKU!.” (MÜZZEMMİL: 1-4)
Kurân harflerinin, sûre başlarındaki huruf-u mukatta’a’nın ve bilhassa “Be” harfinin önemi çok çok büyüktür...
Bunların mana ve te’villeri, hatta mertebeleri vardır ki başta Muhyiddin İbni Arabî (k.s.) olmak üzere İslâm âlim ve âriflerinin eserlerinde bunlar hayli açıklanmıştır... Ancak, bu meâl kadar “Be” harfinin anlâm ve işlevinin açıkça işaret edilip vurgulandığı bir meâl ve tefsir bilmiyoruz...
Kurân’da yedi harf meselesi:
Konu ile ilgili Hadis-i Şerifler şöyle:
“Şüphesiz ki bu Kurân, yedi HARF üzere inzâl oldu; o halde siz Ondan kolayınıza geleni (kolaylaşanı) OKUyun” (Buhari, Müslim)
Ubeyy B. Ka’b r.a.dan:
En-Nebî s.a.v. Ben-i Ğıfar’a ait bir gölcüğün yakınında bulunuyordu... Cebrail a.s. Ona gelerek şöyle dedi: Allah, Kurân’ı ümmetinin bir harf üzere okumasını, sana emreder...
(Rasûlullah s.a.v.): Allah’dan bunun af ve mağfiret buyurulmasını dilerim, zira ümmetim (in hepsi) ona takat getiremez, buyurdu...
Sonra Cibril a.s., Ona ikinci defa gelerek: Allah, Kurân’ı ümmetinin iki harf üzere okumasını, sana emreder, dedi...
(Rasûlullah s.a.v.): Allah’dan bunun af ve mağfiret buyurulmasını dilerim, zira ümmetim (in hepsi) ona takat getiremez, buyurdu...
Bu sefer Cibril a.s. “üç harf” emrini getirdi ve Rasûlullah s.a.v. de: Allah’dan bunun af ve mağfiret buyurulmasını dilerim, zira ümmetim (in hepsi) ona takat getiremez, buyurdu...
Nihayet Cibril a.s. Ona, 4. defa gelerek: Muhakkak ki Allah, ümmetinin yedi harf üzere Kurân’ı OKUmasını, sana emreder... Onu hangi harf üzere OKUrlarsa, isabet etmiş olurlar, buyurdu (Müslim)...
Cebrail a.s. en-Nebî s.a.v.e (sağından) gelerek “bir harf üzere oku” dedi...
Mikail a.s ise (solundan) Ona “daha fazlasını iste” deyince, Cebrail a.s.: ”iki harf üzere OKU” dedi...
Yine Mikail a.s.: ”daha fazlasını iste” dedi...
Nihayet yedi harfe kadar ulaştı, ve şöyle dedi:
“OKU!.. Hepsi şifadır ve kafidir” (Müsned-ü A.B.Hanbel, Nesai)
Abdullah İ.Abbas r.a.dan rivayet ediliyor... Rasûlullah s.a.v. buyurdu ki: “Cibriyl bana bir harf üzere okuttu... Ben ona müracaat ettim de durmadan onu artırmasını istedim... O da bana artırdı... Nihayet yedi harf’e erişti” (Buhari)
Hadislerde bahsedilen “harf”, elbette elif-ba (alfabe, hece) anlamında değildir...
Aşere, takrib türünden yedi kıraat (okuyuş) da değildir...
Belki zahiren yedi lugat (lehçe), batınen yedi vechdir (yön, boyut, yedi nefs mertebesinin sahib olduğu bilinç, anlayış)... Tüm yelpazeye hitap ve rahmet var demektir...
Nitekim Sûre-i Hac’da şöyle buyurulur: “insanlardan kimisi Allah’a bir harf (taraf) üzere kulluk eder” (HAC: 11)
Bu ayette, “harf” kelimesine bu manayı yükleyen Kurân, “huruf-u mukatta’a”yı şöyle tanımlar:
“Eliyf, Lâm, Miym; işte KİTAB (bilgi), Hak olduğu şüphe götürmeyen” (BAKARA: 1-2)
“Eliyf, Lâm, Miym, Ra; işte bunlar KİTABın (bilginin) âyetleridir” (RA’D: 1)
“Taa, Siiiiyn... İşte bunlar Kurân’ın ve Kitab-ı Mubiyn’in (açık seçik bilginin) âyetleridir” (NEML: 1)
Görülüyor ki basit hece harfi kasdedilmiyor... Her bir harf, bir vasfın, bir boyutun ismi olarak bir şeye işaret ediyor; teşbih, rumuz yollu...
“Hikmet” yurdu’nun kapısı, Şah-ı Velâyet, Hz. Ali k.v.ye atfedilen “bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” sözündeki “harf”, her halde herhangi bir alfabe harfi değil, müteşabihattan, Kurân harfleridir, sanırız... Ve dahi -yukarıda geçen- “tertil”le ilgili Hz.Ali r.a.ın tarifindeki harf ve vakıf’ı da ebcedî/lafzî bir maksatla sınırlı anlamıyoruz... Bilakis şu hadis-i şerifin işareti istikametinde değerlendirmek gerekir: “Her ayetin bir Zâhir’i (açık anlamı) ve bir Bâtın’ı (derin anlamı) vardır... Her harf’in bir hadd’i vardır ve her hadd’in bir matla’ı vardır”...
KELİME:
“KELİME”: Sözlük olarak yaralâmak manasına gelen “kelm” kökünden türemiştir; ki kelime de onu işitenin/okuyanın içinde bir iz bırakır... Gramer olarak kısaca “isim”, “fiil”, “harf” çeşitlerine de ayrılan kelime’nin Kurânî/Kitabi manası üzerinde biz duracağız...
Mevcûdat, Allah’ın kelimeleridir!.. Her bir şeyin mukaddimesi “Kün= ol!” hükmüdür... Nitekim Nefs-i Küll, Ruh-i Külli tâbirleri sözkonusudur... Hatta hakiki manada “kelime” bunlardır... Bundan dolayı KELÂM, melekut alemindekilerin Rabbi gibidir!... Kelâm, ilimdir, tefekkürdür, vukuftur!..
“Şâyet Arz’da ağaç olarak bulunan şeyler kalem olsa ve deniz de (mürekkeb olsa), ondan sonra yedi deniz de ona imdad etse (o denize yardım etse), Allah’ın kelimeleri tükenmez... Muhakkak ki Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir” (LUKMAN: 27)
“Rabbinin kelimesi sıdk ve adl (adalet) olarak tamamlanmıştır... O’nun kelimelerini tebdil edecek (değiştirecek) yoktur... O’dur Semi’, Aliym” (EN'ÂM: 115)
“(Rasûlüm) hani Rabbi İbrahim’i KELİMELER ile İBTİLA / imtihan etmiş; O da onları itmam etmişti (hakkıyla tamamlamıştı)... (Rabbi): “Ben, seni insanlara İMAM kılacağım” demişti... (İbrahim): “zürriyyetimden de”, demişti... (Rabbi de): “ahdim erişmez zalimlere” buyurdu.” (BAKARA: 124)
Şu ayetler olaya daha bir açıklık kazandırmaktadır:
“Açın gözünüzü!.. Allah Veliy’lerine korku yoktur (hiç bir şeyleri kalmamış) ve onlar mahzun da olmazlar (kemalatları halisdir)... Onlar ki (hakikatlerine) iman etmişler (yakiyn) ve (sünnetullah’ın gereği) korunmayı gerçekleştirmişlerdir... Dünya hayatında da Ahirette de buşra (müjde) vardır onlara... Allah Kelimeleri için asla tebdil (değişme, bedel) yoktur... İşte bu aziym kurtuluştur.” (YÛNUS: 62-64)
“...Mesih, yani Meryem oğlu İsa, yalnızca Rasûlullah’dır ve O’nun kelimesi’dir...” (NİSÂ: 171)
ÂYET:
“ÂYET”: Kurân’da; apaçık alamet, delil, mucize, ibret, sıfat,... anlamlarında kullanılmış, benzerini söylemekten veya gerçekleştirmekten beşer gücü aciz olduğu için... Daha ziyade kozmolojik-külli realiteleri ifade etmektedir... Dolayısıyla KİTAB/Kurân-ı Kerim mucizelerle (ayetlerle?) ve evrensel sırlarla dolu gerçek bir mucizedir...
Neyin ayet olduğu ve Kurân’da ayet tertibi bizZat Hz.Rasûlullah’ın (vahyin) tayini ile olmuştur...
Kurân’ın neye ayet dediğinin özgün bazı örnekleri:
“İşte bunlar Allah’ın Âyetleridir (sıfatlarıdır)... Onları sana Hakk olarak tilavet ediyoruz... Allah’dan ve O’nun ayetlerinden sonra hangi söze iman ederler?” (CÂSİYE: 6)
“Semavat’ta ve Arz’da nice Âyet var ki, onlar bunlardan (bu ayetlerden) yüz çevirerek onlara uğrarlar/üzerlerinden geçip giderler” (YÛSUF: 105)
“Andolsun ki (Rasûlullah Mi’rac’da) Rabbinin en büyük ayetlerinden ba’zını gördü” (NECM: 18)
“MeryemOğlu’nu ve anasını bir ayet kıldık... Ve o ikisini karar sahibi (yerleşmeye, oturmaya uygun, rahat) ve gözle görünür akar suyu olan yüksek bir yere (tepeye; sıfatiyyun?) yerleştirdik” (MU'MİNÛN: 50)
SÛRE:
“SÛRE”: Sözlük olarak, yüksek rütbe, mevki, binanın kısımları-katları,..demektir... Nitekim yer’in yüksekçe kısmına da SUR, denir...
Kurânın kısım ve tabakalarını teşkil eden, bişekilde diğerinden orijinal olan Kurân bölümüdür... Yani her bir sûreyi diğerinden açıkça ayırdeden, hususi bir mevkii/makamı ve özel bir enerjisi olan, bu itibarla eksiksiz ve tam olması dolayısıyla da “sûre”, denmiştir...
Nitekim namaz kıraatında da “sûre” okumak esastır; (yani) Fâtiha ve zamm-ı sûre...
KİTAB:
“KİTAB”: Sözlük olarak bilgi yazılı nesne anlamına gelen “kitab”: Mutlak Vücud, tam/toplu ilim, tafsili ilim, bilgi, Sistem-Diyn, Evren, Levh-i Mahfuz, fıtrat-istidat,... v.b. anlamlarda geçiyor Kurân’da... Amel defteri gibi bazı farklı kullanılışları da var...
Evet şimdi gelelim ayetlerin mealine...
AYETLERİN MÂNÂSI
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
1-) Elif, Lâââm, Miiiym;
Eliyf, Lâm, Miym.
2-) Zalikel Kitab’u lâ raybe fiyh, hüden lil müttekıyn;
işte O (yani, Hakkani Vücud) KİTAB (ı; OKUnması gereken), kendisinde şüphe-kuşku olmayan (Hakk olduğu şüphe götürmeyen) dır... HÜDA (hidayet kaynağı, gerçeği gösterici, rehber) dır O, muttakıyler (korunmak isteyenler, korunanlar) için.
3-) Elleziyne yu'minune Bil ğaybi ve yukıymunas salate ve mimma rezaknahüm yünfikun;
Ki onlar “B”il-Gayb’a (B sırrınca ğayblarına) iman edenler (arınanlar) ve salat’ı/namaz’ı ikame edenlerdir... Ve kendilerine rızk olarak verdiklerimizden infak ederler (Allah yolunda, Allah adına sarfederler).
4-) Velleziyne yu'minune Bi ma ünzile ileyKE ve ma ünzile min kabliK (E) * ve Bil ahıreti hüm yukınun;
Ve dahi onlar sana inzal olunana da senden önce inzal olunana da (B sırrıyla) iman edenlerdir... Ve onlar ahiret boyutuna da (B sırrınca) ikan halindedirler.
5-) Ülaike alâ hüden min Rabbihim ve ülaike hümül muflihun;
İşte onlar rabblerinden olan bir HUDA (hidayet) üzerindedirler ve işte onlar muflihun’dur (hakiki kurtuluşa erenlerdir).
6-) İnnelleziyne keferu sevaün aleyhim eenzertehüm em lem tünzirhüm la yu'minun;
Kesinlikle o kafirleri (gerçeği reddeden kilitlenmişleri; küfrü-perdeliliği ortaya koyanları) inzar etmiş olsan da olmasan da onlara müsavidir; iman etmezler.
7-) HatemAllahu alâ kulubihim ve alâ sem'ihim ve alâ ebsarihim ğışaveh* ve lehüm azabün azîym;
Allah, kalblerini, kulaklarını/işitmelerini mühürlemiş ve gözlerinin üzerinde de bir perde vardır... Ve onların müstahakkı’dır azıym azab.
8-) Ve minenNasi men yekulü amenna Billahî ve Bil yevmil âhıri ve ma hum Bimu’miniyn;
İnsanlar’dan bir kısmı “(B sırrınca) Allah’a ve ahir gün’e (sonsuzluğa) iman ettik” derler, (Bi-) mü’min olmadıkları halde.
9-) Yuhadi’unAllahe velleziyne amenu ve ma yahdeune illâ enfüsehüm ve ma yeş'urun;
Allah’a ve iman etmiş olanlara hile yarışına kalkışırlar/ (kendi zanlarınca) aldatmağa çalışırlar... Halbuki (gerçekte) hileyi ancak kendilerine (nefslerine) yapıyorlar da bunun şuurunda değiller (farkında olamıyorlar).
10-) Fiy kulubihim meradun fezadehümüllahü merada* ve lehüm azabün elimün Bima kanu yekzibun;
Onların (münafıkların) kalblerinde maraz (hastalık) vardır... Allah da onların hastalığını artırmıştır... Yalancılık etmeleri dolayısıyla (B sırrınca) onlar için eliym azab vardır.
11-) Ve iza kıyle lehüm lâ tüfsidu fiyl Ardı, kalu innema nahnü muslihun;
Onlara “Yeryüzünde fesad (bozgunculuk) çıkarmayın” denildiğinde, “biz ancak islahcılarız” dediler.
12-) Elâ innehüm hümülmüfsidune ve lâkin lâ yeş'urun;
Bu böyle biline ki, gerçekte onlar fesadçı/bozguncuların ta kendileridir... Lakin bunun şuurunda/farkında değillerdir.
13-) Ve iza kıyle lehüm aminu kema amenenNasü, kalu enu'minu kema amenessüfehaü* elâ innehüm hümüssüfehaü ve lâkin lâ ya'lemun;
Onlara “insanların iman ettiği gibi iman edin”denildiğinde, “süfeha’nın (akılsız, beyinsiz, kafası çalışmayan zavallı, anlayışı kıt, gerçeği bilmeyen cahiller’in) iman ettiği gibi mi iman edelim, yani” derler... Haberiniz olsun ki asıl süfeha onların ta kendileridir; lakin bilmiyorlar.
14-) Ve iza lekulleziyne amenu kalu amenna* ve iza halev ilâ şeyatıynihim, kalu inna meaküm innema nahnü müstehziun;
İman edenlerle karşılaştıklarında “amenna = iman ettik” derler... Fakat (iman edenlerden ayrılıp) şeytanları ile başbaşa kaldıklarında “muhakkak biz sizinle beraberiz, yalnızca biz (iman edenlerle) alay edicileriz” derler.
15-) Allahu yestehziu Bihim ve yemüddühüm fiy tuğyanihim ya'mehun;
(Amellerinin cezası; intikam sistemi gereği) Allah onlarla (B sırrınca) alay ediyor da tuğyan (azgınlık) ları içinde basiretsizce kendilerini sürüklüyor.
16-) Ülaikelleziyneşterevüd dalâlete Bilhüda* fema rabihat ticaretühüm ve ma kânu mühtediyn;
İşte bunlar HUDA’ya/hidayet’e mukabil dalaleti (B gerçeğince) satın almışlardır... Onların ticareti (bu alışverişleri) hiçbir kazanç sağlamadı ve doğru yolu, gerçeği de bulanlar olmadılar.
17-) Meselühüm kemeselillezistevkade naren, felemma edaet ma havlehu zehebAllahu Binurihim ve terakehüm fiy zulümatin la yübsırun;
Onların meseli (ibretlik örneği) şu kimsenin durumu gibidir: bir ateş tutuşturmak istedi, ateş çevresindekileri aydınlattığında, Allah onların nurunu (B sırrınca) giderip, onları karanlıklak içine terketti; (artık) görmezler.
18-) Summün bükmün umyün fehüm la yerciun;
Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; onlar artık rücu etmezler.
19-) Ev kesayyibin minesSemai fiyhi zulümatun ve ra'dün ve berkun* yec'alune esabiahüm fiy âzânihim minessava’ıkı hazeral mevt* vAllahu muhıytun Bilkafiriyn;
Yahut (malum) sema’dan boşanan yağmur gibidir (onların meseli) ki onda karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek vardır... Yıldırımlardan, ölüm korkusu ile parmaklarını kulaklarına tıkarlar... Allah kafirleri (B-sırrınca; onların hakikatı olarak) Muhıyt’tir.
20-) Yekâdül berku yahtafu ebsarehüm küllema edae lehüm meşev fiyhi ve izâ azleme aleyhim kamu* ve lev şaAllahu lezehebe bisem'ıhim ve ebsarihim innAllahe alâ külli şey'in kadiyr;
O şimşek neredeyse basarlarını (gözlerini, idraklarını) kapıverecek... Onlara her aydınlık verdiğinde, ışığında yürürler... Üzerlerine karanlık çökünce de dikilip kalırlar... Eğer Allah dileseydi (B gerçeğince) sem’lerini (işitme melekelerini), basarlarını (gözlerini, görmelerini, idraklarını) elbette alıp götürüverirdi... Muhakkak ki Allah herşey’e daima Kadiyr’dir.
21-) Ya eyyühenNasu'budu Rabbekümülleziy halekaküm velleziyne min kabliküm lealleküm tettekun;
Ya NAS (ey insanlar), siz ve sizden öncekileri halketmiş olan Rabbinize kulluk/ibadet edin (hayalinizde yarattığınıza değil) ki, belki takva sahibi olur, korunursunuz.
22-) Elleziy ce’ale lekümül’Arda firaşen vesSemae binaen* ve enzele mines Semai maen feahrace Bihi minessemerati rızkan leküm* fela tec'alu Lillahi endaden ve entüm ta'lemun;
O ki (Rabbiniz), sizin için Arz’ı bir döşek, Sema’yı bina olarak oluşturdu ve sizin için Sema’dan bir su inzal etti de (B sırrınca) onunla türlü meyvelerden/mahsullerden size bir rızık çıkardı... Siz de artık bile bile Allah’a eşler oluşturmayın (enfüs ve afakınızda tüm algıladıklarınız, muhatab olduğunuz varlık ve kuvveler ismi Allah olan yegane var’a aittir; O’nun Esmasının zahir olmasıdır).
23-) Ve in küntüm fiy raybin mimma nezzelna alâ abdina fe'tu Bisûretin min mislihi* ved'u şühedaeküm min dunillahi in küntüm sadikıyn;
Eğer kulumuza indirdiğimizden şüphede iseniz, haydi onun mislinden bir (Bi-) sûre (meydana) getirin... Eğer sadıksanız Allah’dan ğayrı şahitlerinizi çağırın (da yapın, bakalım mümkün mü?).
24-) Fein lem tef'alu ve len tef'alu fettekunnaralletiy ve kudühenNasu velhıcareh* u’ıddet lil kafiriyn;
Eğer yapamazsanız- ki hiç bir zaman yapamayacaksınız- o halde ittika edin/korunun yakıtı NAS ve taşlar olan o malum NARdan; ki o, kafirler için hazırlanmıştır.
25-) Ve beşşirilleziyne amenu ve amilussalihati enne lehüm cennatin terciy min tahtihel enhar* küllema ruziku minha min semeratin rızkan, kalu hazelleziy ruzıkna min kablu ve utu Bihi müteşabihen, ve lehüm fiyha ezvacün mutahheratun ve hüm fiyha halidun;
İman edip salih amel işleyenleri ise çokça müjdele, ki onlar için altlarından nehirler akan Cennetler vardır... Onlardaki herhangi bir semere’den bir rızk ile her rızıklandıkça onlar derler ki “işte bu daha önce de rızıklandırıldığımız şey-misali-idi”... Ve o (rızık) onlara/ya da onlar o rızka, (B sırrınca) müteşabih olarak sunulmuştur... Onlar için orada tertemiz eşler vardır ve onlar orada ebedi kalıcılardır.
26-) İnnAllahe la yestahyıy en yadrıbe meselen ma beudaten fema fevkaha, feemmelleziyne amenu feya'lemune ennehülHakku min Rabbihim, ve emmelleziyne keferu feyekulune maza eradAllahu Bihaza meselen, yudıllu Bihi kesiyran ve yehdiy Bihi kesiyra* ve ma yudıllu Bihi illel fasikıyn;
Muhakkak ki Allah bir sivrisineği ve (hatta) onun da fevkındeki bir şeyi misal vermekten haya etmez... Bilfiil iman edenler bunun Rabblerinden (kendi bünyelerinde müteşabihi olan) bir Hak/gerçek olduğunu bilirler... Kendi hakıkatlerini örtücü olanlara/kafirlere gelince, onlar da (temsil ve teşbih yollu anlatımda) derler ki <Allah (Bi-) bunu misal vermekle aceba ne murad etti?>... (İşte Allah) bu misal yollu anlatımla (B gerçeğince) bir çoklarını saptırır, bir çoğunu ise (B sırrınca) gerçeğe hidayet eder... (Allah) bu misal yollu anlatımla (B sırrınca) fasıklardan (bilinci gerçeği algılama yeteneği körelmişlerden) başkasını saptırmaz.
27-) Elleziyne yenkudune ahdAllahi min ba'di miysakıhi ve yaktaune ma emerAllahu Bihi en yusale ve yüfsidune fiyl’ Ardı, ülaike hümülhasirun;
O fasıklar ki Allah Ahdi’ni Miysak’ından sonra bozarlar, Allah’ın BİRleştirilmesini/vusulunu (B sırrınca) emrettiği şeyi keserler ve Arz’da ifsad/bozgunculuk ederler... İşte bunlardır husrana uğrayanların ta kendileri.
28-) Keyfe tekfurune Billahi ve küntüm emvaten feahyaküm, sümme yümiytüküm sümme yuhyiyküm sümme ileyhi türceun;
Nasıl da (B sırrınca) Allah’ı inkar ediyorsunuz?.. Halbu ki siz ölülerdiniz de O sizi diriltti... Sizi yine öldürecek ve sonra sizi diriltecek; nihayet Ona döndürüleceksiniz.
29-) HUvelleziy halaka leküm ma fiyl’Ardı cemiy’an sümmesteva ilesSemai fesevvahünne seb'a Semavatin, ve HUve Bikülli şey'in Aliym;
O (Allah) ki, Arz’da olanların tümünü sizin için halketti... Sonra o ma’lum/tek Sema’ya yöneldi/istiva etti de onları yedi semavat olarak tesviye etti... O (Allah) Bi-külli şey’in (herşey’in kendisinde olarak) Aliym’dir.
30-) Ve iz kale Rabbüke lilMelaiketi inniy ca’ılün fiyl’ Ardı halifeten, kalu etec'alü fiyha men yüfsidü fiyha ve yesfiküddima’e, ve nahnü nüsebbihu BihamdiKE ve nükaddisü leKE, kale inniy a'lemü ma la ta'lemun;
Hatırla ki Rabbin melaike’ye: “Muhakkak ki BEN Arz’da bir HALİYFE meydana getireceğim”, dediği vakit, onlar da “orada fesad eden ve kan döken kimseyi mi (halife) kılacaksın, BİZ (Bi-) hamdinle (B sırrıyla, senin Hamdin olarak) tesbih ve seni takdis edip dururken”, dediler... (Allah da buyurdu): “BEN sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim”.
31-) Ve alleme AdemelEsmae külleha sümme aradahüm alelMelaiketi fekale enbiuniy BiEsmai haülai in küntüm sadikıyn;
Ve Adem’e bütün Esma’yı ta’lim etti... Sonra onları (o Esma’dan meydana gelen alemini) melaikeye arz edip “Hadi dediğinizde sadıksanız bana şunları (Bi-) isimleri ile haber verin”, buyurdu.
32-) Kalu sübhaneKE la ılme lena illâ ma ‘allemtena, inneKE ENTElAliymülHakiym;
(Melaike de): “Subhansın (ya Rab), bizim için senin bildirdiğinden başka ilim ne mümkün?; muhakkak ki sensin Aliym ve Hakiym” dediler.
33-) Kale ya Ademü enbi'hüm BiEsmaihim, felemma enbeehüm BiEsmaihim, kale elem ekul leküm inniy a'lemu ğaybesSemavati vel’Ardı ve a'lemu ma tübdüne ve ma küntüm tektümun;
(Allah): “Ya Adem, onlara isimleri ile (B sırrınca, isimleri olarak) haber ver”, buyurdu... Vaktaki (Adem bu emr üzerine) onlara (Bi-) isimleri ile onları haber verince, (Allah) buyurdu ki: “Demedim mi size Ben!.. Muhakkak ki Ben bilirim Semavat ve Arz’ın gaybını, ve bilirim ne açığa çıkarıyorsanız ne gizliyor olmaktasınız”.
34-) Ve iz kulna lilMelaiketiscudu liAdeme fesecedu illâ iblis* eba vestekbera ve kane minelkafiriyn;
Hani (o vakit) Melaike’ye “secde edin Adem’e”, dedik... Behemehal secde ettiler... Ancak İblis dayattı, kibrine yediremedi (Hakkın ğayrına yerleşti); zaten gerçeği örten (kafir) lerdendi.
35-) Ve kulna ya Ademüskün ente ve zevcükelcennete ve küla minha rağaden haysü şi'tüma, ve la takreba hazihişşecerate feteküna minezzalimiyn;
Ve dedik ki “Ya Adem, sen ve eş’in cenneti mesken edinin... İkinizde oradan, dilediğiniz kadar bol bol yiyin... Fakat şu şecere’ye yaklaşmayın, (yaklaşırsanız, o zaman) zalimlerden olursunuz”.
36-) Feezellehümeşşeytanu anha feahracehüma mimma kâna fiyhi, ve kulnehbitu ba'duküm liba'din adüvvün, ve leküm fiyl’Ardı müstekarrun ve meta’un ila hıyn;
Bunun üzerine Şeytan onları (Adem ve Eşi’ni) oradan (cennet yaşantısından) kaydırdı da onları içinde bulunduklarından çıkardı... Biz de dedik ki: “Bazınız bazınızın düşmanı olarak inin; sizin için Arz’da müstakarr (istikrar bulma, durma yeri; karargah) ve belli bir zamana kadar faydalanma, nasip almak vardır”.
37-) Fetelakka Ademü min Rabbihı kelimatin fetabe aleyhi, inneHU HUvetTevvaburRahîym;
Derken Adem Rabbinden bir takım kelimeler telakkı etti de bunun üzerine O da tevbesini kabul etti... Gerçek ki O Tevvab, Rahıym’dir.
38-) Kulnehbitu minha cemi’an, feimma ye'tiyenneküm minniy hüden femen tebi’a hüdaye fela havfün aleyhim ve la hüm yahzenun;
Dedik: “İnin oradan topluca/hepiniz”... Artık Ben’den size bir HUDA (hidayet edici, rehber; Kitab) gelir de kim HUDA’ma tabi olursa, onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar.
39-) Velleziyne keferu ve kezzebu Biayatina, ülaike ashabünnari hüm fiyha halidun;
Onlar ki (HUDA’mı; KİTABI; SİSTEM’i; gerçeği) küfr (red) edip, (Bi-) ayetlerimizi (sıfatlarımızı) yalanladılar; işte onlar NAR ashabı’dır; onlar onun içinde ebedi kalıcılardır.
40-) Ya beniy israilezküru nı'metiyelletiy en'amtü aleyküm ve evfu Biahdiy ufi Biahdiküm ve iyyaye ferhebun;
Ya Ben-i İsrail (İsrailoğulları)... Size in’amda bulunduğum nimetiMİ hatırlayın; (Bi-) ahdimi tam yerine getirin/vefa gösterin ki, ben de (size olan) ahdimi (B sırrınca) tam yerine getireyim... Ve yalnız Ben’den korkun.
41-) Ve aminu Bima enzeltü müsaddikan lima me’aküm ve la tekünu evvele kâfirin Bihi ve la teşteru Biayatiy semenen kaliylen, ve iyyaye fettekun;
Ve (Ya Ben-i İsrail, B sırrıyla) İman edin, beraberinizdekini (Tevrat’ı) tasdik edici olarak inzal ettiğimize (Kurân’a)... Ve (Bi-) O’nu (Kurân’ı, Hz.Muhammed’in açıkladığı realiteyi) ilk inkar eden/inkar edenlerin ilki siz olmayın... Benim ayetlerimi (B gerçeğince) az bir paha ile değişmeyin... Ve yalnız Ben’den ittika edin.
42-) Ve la telbisülHakka Bilbatıli ve tektümülHakka ve entüm ta'lemun;
Ve Hakkı batılla (Bil-batıl, batıl olarak) karıştırmayın; bilip dururken Hakkı gizliyorsunuz.
43-) Ve ekıymusSalate ve atuzZekate verke’u ma’arraki’ıyn;
Ve salat’ı İKAME edin, zekat’ı verin; rüku’ edenlerle beraber rüku’ edin.
44-) Ete'murunen Nase Bilbirri ve tensevne enfüseküm ve entüm tetlunelkitabe, efela ta'kılun;
İnsanlara (Bi-) BİRR’i (hakiki iyiliği) emredip, kendi nefslerinizi unutuyormusunuz?.. Halbuki Kitab’ı tilavet ediyorsunuz (Sistem’i nasıl ihmal ediyorsunuz)!... Şimdi akletmiyormusunuz?.
45-) Veste’ıynu BisSabri vesSalati, ve inneha lekebiyratün illâ alelhaşi’ıyn;
(B sırrınca) Sabr ve Salat ile yardım isteyin; muhakkak ki bu huşu’ edenlerden başkasına büyük/ağır gelir.
46-) Elleziyne yezunnune ennehüm mülaku Rabbihim ve ennehüm ileyhi raciun;
O huşu’ edenler, Rabblerine mulakı olacaklarını zannederler (içten gelen bir hissedişle muhakkak bilirler); ve (bilirler ki) kesinlikle onlar, O’na rücu edeceklerdir.
47-) Ya beniy israilezküru nı'metiyelletiy en'amtü aleyküm ve enni faddaltüküm alel alemiyn;
Ya İsrailOğulları, size in’am’da bulunduğum nimetiMİ ve sizi alemlere üstün kıldığımı hatırlayın (demek ki, geçmişte idi?).
48-) Vetteku yevmen la tecziy nefsün an nefsin şey'en ve la yukbelu minha şefaatün ve la yü'hazü minha adlün ve la hum yunsarun;
Ve ittika edin/sakının/korunun o GÜNden ki, hiç bir nefs başka bir nefs için bir şey ödemez/kimsenin kimseye faydası olmaz; ondan (herhangi bir kimseden) bir şefaat kabul edilmez; ondan adl (fidye) alınmaz ve onlara yardım da edilmez.
49-) Ve iz necceynaküm min ali fir'avne yesumuneküm suel’azabi yüzebbihune ebnaeküm ve yestahyune nisaeküm, ve fiy zâliküm belaun min Rabbiküm azîym;
Ve hani (şunu da hatırlayın) sizi Al-u Fravun’dan kurtarmıştık... Hani onlar azabın en kötüsünü size (devamlı) tattırıyorlardı; erkek çocuklarınızı boğazlıyorlar, kadınlarınızı diri bırakıyorlardı... İşte bunda (kurtulmanızda) sizin için, Rabbiniz tarafından aziym bir bela (büyük imtihan) vardı.
50-) Ve iz ferakna Bikümül bahre feenceynaküm ve ağrakna ale fir'avne ve entüm tenzurun;
Ve hani sizinle (B sırrı) denizi yarmıştık ta sizi kurtarmış, al-u fravun’u ise siz bakıp dururken boğmuştuk.
51-) Ve iz va’adna Musa erbe’ıyne leyleten sümmettehâztümül’ıcle min ba'dihi ve entüm zalimun;
Ve hani (bundan sonra) Musa’ya kırk gece va’detmiştik de ondan sonra siz, zalimler olarak, buzağıyı edinmiştiniz.
52-) Sümme afevna anküm min ba'di zâlike le’alleküm teşkürun;
Sonra, bunun ardından (Musa’nın dönüşü ile) sizi affetmiştik, umulur ki şükredersiniz diye.
53-) Ve iz ateyna MuselKitabe velFurkane le’alleküm tehtedun;
Ve hani Musa’ya Kitab’ı ve Furkan’ı vermiştik, belki doğru yolu bulursunuz diye.
54-) Ve iz kale Musa likavmihî ya kavmi inneküm zalemtüm enfüseküm Bittihazikümül’ıcle fetubu ila Bariiküm faktulu enfüseküm, zâliküm hayrun leküm ınde Bariiküm, fetabe aleyküm* inneHU HUvetTevvaburRahîym;
Ve hani Musa kavmine demişti ki “Ey kavmim, muhakkak ki siz buzağıyı edinmenizle (B?) nefslerinize/kendinize zulmettiniz... Bu sebeple Bari’nize tevbe edin ve hemen nefslerinizi öldürün... Böyle yapmanız Bari’niz indinde sizin için daha hayırlıdır... (Eğer bunları yaparsanız, Bari’niz) tevbenizi kabul eder... Muhakkak ki O, evet O, Tevvab’dır, Rahiym’dir”.
55-) Ve iz kultüm ya Musa len nu'mine leke hatta nerAllahe cehreten feehazetkümüssa’ıkatü ve entüm tenzurun;
Ve hani “Ya Musa, biz Allah’ı cehreten görmedikçe sana asla iman etmeyeceğiz” demiştiniz de bu sebeple sizi yıldırım yakalamıştı, siz bakıp dururken.
56-) Sümme be’asnaküm min ba'di mevtiküm le’alleküm teşkürun;
Sonra, mevtinizin akabinden sizi ba’setmiştik, belki şükredersiniz diye.
57-) Ve zallelna aleykümülğamame ve enzelna aleykümülmenne vesselva* külu min tayyibati ma rezaknaküm* ve ma zalemuna ve lâkin kanu enfüsehüm yazlimun;
Ve sizi bulutla gölgeledik/bulutu üstünüze gölge yaptık ve üzerinize Menn (kudret helvası) ve Selva (bıldırcın kuşu) inzal ettik... (Dedik) sizi rızıklandırdığımız tayyibattan yiyin... Onlar bize zulmetmediler, lakin nefslerine/kendilerine zulmetmekteydiler.
58-) Ve iz kulnedhulu hazihilkaryete fekülu minha haysü şi'tüm rağaden vedhulülbabe sücceden ve kulu hıttatün nağfir leküm hatayaküm* ve senezidülmuhsiniyn;
Ve hani (şöyle) demiştik “Girin şu karye’ye/şehr’e; oradan dilediğiniz şekilde bol bol yiyin... (o şehrin) kapısından secde ederek girin ve <hıtta (mağfiret et bizi) > diyin ki sizin için hatalarınızı mağfiret edelim... Ve muhsinlere daha da artıracağız”.
59-) Febeddelelleziyne zalemu kavlen ğayrelleziy kıyle lehüm feenzelna alelleziyne zalemu riczen minesSemai Bima kânu yefsukun;
Ne var ki bilfiil zulmedenler Kavl’i/söz’ü, kendilerine söylenenden başka (söz) ile değiştirdiler... Bunun üzerine bu zalimler üzerine yapmakta oldukları fasıklıkları ile (B gerçeğince) Sema’dan ricz (pislik, vehim, azap) inzal ettik.
60-) Ve izisteska Musa likavmihî fekulnadrib Bi’asakelhacer* fenfecerat minhüsneta aşrete aynen, kad alime küllü ünasin meşrabehüm* külu veşrabu min rizkıllahi ve la ta'sev fiyl’ Ardı müfsidiyn;
Ve hani Musa kavmi için su istemişti de biz “(Bi-) asan ile taşa vur” demiştik... Bunun üzerine taştan hemen oniki ayn/pınar/göze fışkırmıştı... Her gurup insan kendi meşrebini (su’dan içecekleri yeri) hakıkaten bildi... “Allah rızkından yiyin, için; ifsad ediciler olarak Arz’da taşkınlık yapmayın” (dedik).
61-) Ve iz kultüm ya Musa len nasbire alâ ta’amin vahıdin fed'u lena Rabbeke yuhric lena mimma tünbitül’Ardu min bakliha ve kıssâiha ve fumiha ve adesiha ve besaliha* kale etestebdilunelleziy huve edna Billeziy huve hayrün, ihbitu mısran feinne leküm ma seeltüm* ve duribet aleyhimüzzilletü velmeskenetü ve bau Biğadabin minAllah* zalike Biennehüm kanu yekfürune Biayatillahi ve yaktülunenNebîyyiyne BiğayrilHakkı, zalike Bima asav ve kanu ya'tedun;
Ve hani (Ey İsrailOğulları) demiştiniz ki “Ya Musa, (sırf Sema’dan inzal olunan) taam-ı vahid’e/bir tek cins yemeğe asla sabretmeyeceğiz; bizim için rabbine dua et te bize Arz’ın bitirdiklerinden, baklasından/sebzesinden, acurundan/kabağından, sarmısağından, mercimeğinden ve soğanından çıkarsın”... (Musa da) şöyle dedi: Siz daha hayırlı/daha üstün olanı (B gerçeğince) daha aşağı olanla mı değiştirmek istiyorsunuz?... İnin Mısr’a/kasaba’ya; (o zaman) istediğiniz muhakkak sizin olacaktır... Üzerlerine zillet ve meskenet vuruldu, Allah’dan (B gerçeğince) bir gadaba uğradılar... Böyle oldu, çünkü onlar Allah Âyetlerini (B sırrınca) inkar ediyorlardı ve Bi-ğayri Hakk nebîleri öldürüyorlardı... İsyan ettikleri için (B gerçeğince) böyle oldu... Ve sınır tanımıyorlardı/aşırı gidiyorlardı.
62-) İnnelleziyne amenu velleziyne Hadu venNesara vesSabiiyne men amene Billahi velyevmil’ahıri ve amile salihan felehüm ecruhüm ınde Rabbihim* ve la havfün aleyhim ve la hüm yahzenun;
Muhakkak ki (İslam’a takliden) iman edenler, Yahudiler, Nasara ve Sabiiler’den Allah’a ve ahir güne kim (B-sırrıyla) iman eder ve bunun gereği salih amel işlerse, onların ecirleri rableri indindedir... Onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar.
63-) Ve iz ehazna miysakaküm ve refa'na fevkakümütture, huzü ma ateynaküm Bikuvvetin vezküru ma fiyhi le’alleküm tettekun;
Hani (ya İsrailOğulları) sizden Miysak almış ve Tur’u da fevkinize ref’etmiştik... Size verdiğimizi (B sırrınca) kuvvetle tutun ve onun içinde olanı zikredin/hatırlayın ki korunabilesiniz.
64-) Sümme tevelleytüm min ba'di zalike, felevla fadlullahi aleyküm ve rahmetuHU leküntüm minel hasiriyn;
Bunun ardından yüz çevirip döndünüz... Eğer üzerinizde Allah’ın fazlı ve rahmeti olmasaydı muhakkak hüsrana uğrayanlardan olurdunuz.
65-) Ve lekad alimtümülleziyna'tedev minküm fiysSebti fekulna lehüm kûnu kıradeten hasiiyn;
Andolsun ki sizden Sebt’te (Cumartesi gününde) haddi aşanları siz bilirsiniz... Onlara şöyle dediydik: “Aşağılık maymunlar olun”.
66-) Fece’alnaha nekalen lima beyne yedeyha ve ma halfeha ve mev'ızaten lil müttekıyn;
Bunu (maymunlaşma olgusunu) olayı bilfiil görenlere ve sonradan onların halefi olarak gelenlere şayani ibret bir ceza, muttekiler için ise bir öğüt kıldık.
67-) Ve iz kale musa likavmihi innAllahe ye'muruküm en tezbehu bekareten, kalu etettehızüna huzuva* kale e’uzü Billahi en eküne minelcahiliyn;
Ve hani Musa kavmine dedi ki: “Allah size bir bakara/sığır boğazlamanızı emrediyor”... Dediler ki: “sen, bizi alaya mı alıyorsun?”... (Musa) dedi: “Cahillerden olmaktan (B sırrıyla) Allah’a sığınırım”.
68-) Kalüd'u lena Rabbeke yübeyyin lena ma hiye, kale inneHU yekulü inneha bekaretün la faridun ve la bikrün, avanün beyne zalike, fef'alu ma tü'merun;
Dediler ki: “Bizim için rabbine dua et/çağır, açıklasın bize nedir o”... (Musa cevaben dedi ki:) “(Allah) diyor ki, o ne yaşlı/kocamış ne de körpe, ikisi arası bir bakara’dır”... Hadi size emredileni hemen yapın.
69-) Kalüd’u lena Rabbeke yübeyyin lena ma levnüha* kale inneHU yekulü inneha bekaretün safrau, fakı’un levnüha tesürrünnazıriyn;
Dediler ki: “Bizim için rabbine dua et, açıklasın bize nedir onun rengi?”... (Musa cevap verdi:) “(Allah) diyor ki, o sapsarı, parlak renkli bir bakara’dır; bakanlara sürur verir”.
70-) Kalüd'u lena Rabbeke yübeyyin lena ma hiye, innelbekara teşabehe aleyna ve inna inşaAllahu lemühtedun;
Dediler ki: “Bizim için rabbine dua et/çağır, açıklasın bize nedir o”... Muhakkak ki bu bakara bize müteşabih geldi... Ve biz inşAllah/Allah dilerse elbette doğruya/bunun gerçeğine hidayet ediliriz.
71-) Kale inneHU yekulü inneha bekaretün la zelulün tüsiyrul’Arda ve la teskıylharse, müsellemetün laşiyete fiyha* kalül’ ANe ci'te BilHakkı, fezebehuha ve ma kâdu yef'alun;
(Musa cevaben dedi ki:) “(Allah) diyor ki, muhakkak ki o bakara zelül değil/boyunduruk altına girmemiş/amel ile boyun eğdirilmemiştir; Arz’ı/araziyi sürmemiş, ekini sulamamış; müselleme/serbest dolaşan/hiç çalıştırılmamış/salim’dir, alaca (ikinci bir renk) yoktur onda (sırf sarı)”... Dediler ki: “İşte şimdi (B sırrınca) Hakkı getirdin/tam anlattın”... Ve akabinden o (bakara’yı) boğazladılar; nerdeyse/az kalsın yapmayacaklardı.
72-) Ve iz kateltüm nefsen feddare'tüm fiyha* vAllahu muhricün ma küntüm tektümun;
Hani siz bir nefs/kişi öldürmüştünüz de, onun hakkında atışıp duruyordunuz... Oysa Allah sizin saklamakta olduğunuzu meydana çıkarıcıdır.
73-) Fekulnadribuhü Biba'dıha* kezâlike yuhyillahulmevta ve yuriyküm ayatihi le’alleküm ta'kılun;
“Onun (boğazlanan bakara’nın) bir kısmı ile (B sırrınca) ona (öldürülen nefs’e) darbedin” dedik... İşte böyle diriltir Allah mevtaları... Ve size ayetlerini gösteriyor ki, belki akledersiniz.
74-) Sümme kaset kulubüküm min ba'di zâlike fehiye kelhıcareti ev eşeddü kasveten, ve inne minel hıcareti lema yetefecceru minhül’ enhar* ve inne minha lema yeşşakkaku feyahrucü minhülma'* ve inne minha lema yehbitu min haşyetillah* ve mAllahu Biğafilin amma ta'melun;
Sonra, bunun ardından (bir müddet geçince) kalbleriniz yine katılaştı; taş gibidir o (kalbler), belki daha da katı... Muhakkak ki taşlardan bazıları var ki, ondan nehirler kaynar/fışkırır... Ve (o taşlardan) bazıları var ki, şakk diye yarılır da ondan su çıkar... Ve öylesi de vardır ki, haşyetullah dolayısıyla aşağılara düşer... Allah amellerinizden (Bi-) gafil değildir.
75-) Efetatme’une en yu'minu leküm ve kad kâne feriykun minhüm yesme’une kelamAllahi sümme yüharrifunehu min ba'di ma’ akaluhu ve hüm ya'lemun;
Şimdi (ey İslam’ın mü’minleri) siz, bunların size inanmalarını mı umuyorsunuz?... Halbuki onlardan bir fırka vardı ki, kelamullah’ı (Musa’yı) dinlerlerdi de, onu aklettikten sonra bile bile tahrif ederlerdi.
76-) Ve iza lekulleziyne amenu kalu amenna* ve iza hâla ba'duhüm ila ba'din kalu etuhaddisünehüm Bima fetehAllahu aleyküm liyühaccuküm Bihi ‘ınde Rabbiküm* efela ta'kılun;
(İslam’a) İman edenlerle karşılaştıklarında “iman ettik” derler... Biribirleriyle karşılaştıklarında ise: “Allah’ın size (B sırrınca ve beş duyu verilerine göre) fethettiğini/açtığını, rabbinizin indinde (Bi-) onu sizinle tartışmada delil yapsınlar diye onlara mı söylüyorsunuz?... Akıl etmiyormusunuz?”, derler.
77-) Evela ya'lemune ennAllahe ya'lemu ma yusirrune ve ma yu'linun;
Bilmiyorlar mı ki, Allah onların gizlediklerini de açıkladıklarını da bilir.
78-) Ve minhüm ümmiyyune la ya'lemunelKitabe illâ emaniyye ve in hüm illâ yezunnun;
Onlardan (idrak-akıl gücü olmayan) ümmiy olanlar da vardır ki, kuruntu dışında Kitab’ı bilmezler (ancak kuruntu ve hayaldir bildikleri)... Ve onlar ancak zannediyorlar.
79-) Feveylün lilleziyne yektubunelKitabe Bieydiyhim sümme yekulune haza min ’ındillahi liyeşteru Bihi semenen kaliylen, feveylün lehüm mimma ketebet eydiyhim ve veylün lehüm mimma yeksibun;
Veyl olsun kendi elleriyle (B gerçeğince) Kitab’ı yazıp sonra (Bi-) onu az bir paha ile satabilmek için “Bu Allah indindendir”, diyenlere (külli manaları, cüzi manalar olarak tahrif edip satanlara)... Veyl olsun elleriyle yazdıklarından dolayı onlara... Veyl olsun kesbettikleri yüzünden onlara.
80-) Ve kalu len temessenennaru illâ eyyamen ma'dudeten, kul ettehaztüm ‘ındAllahi ahden felen yuhlifAllahu ahdeHU em tekulune alAllahi ma lâ ta'lemun;
Ve dahi onlar dediler ki: “sayılı günler haricinde asla bize o Nar dokunmayacaktır” (dünyadaki günah zamanı kadar)... De ki: “İndAllah’dan bir ahd mı edindiniz... Allah ahdine asla muhalefet etmez... Yoksa Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?”.
81-) Bela men kesebe seyyieten ve ehatat Bihi hatıyetuhu feülaike ashabünnar* hüm fiyha halidun;
Hayır gerçek onların sandığı gibi değil; kim bir bir kötülük kesbeder ve o kasdi günahı (B gerçeğince) onu ihata ederse (o günahın sûreti kişiliğe dönüşürse), işte onlar Nar ashabıdır... Onlar orada ebedi kalıcılardır.
82-) Velleziyne amenu ve amilussalihati ülaike ashabülcenneti hüm fiyha halidun;
Hakikatlerine iman edip, bu iman bilinci ile salih amel işleyenler ise Cennet ashabıdırlar... Onlar da orada ebedi kalıcıdırlar.
83-) Ve iz ehazna miysaka beniy israiyle la ta'büdune illAllahe ve Bilvalideyni ıhsanen ve ziylkurba velyetama velmesakiyni ve kulu linnasi hüsnen ve ekıymusSalate ve atuzZekate, sümme tevelleytüm illâ kaliylen minküm ve entüm mu'ridun;
Hani İsrailOğullarından şöyle bir miysak almıştık: “Allah’dan ğayrına ibadet/kulluk etmeyin; (Bi-) ana-babanıza, yakınlara, yetimlere, miskinlere ihsanda bulunun; İnsanlara güzelini söyleyin; namazı ikame edin ve zekatı verin”... Bütün bunlardan sonra, sizden azınız müstesna yüz çevirdiniz; hala da yüz çevirmektesiniz.
84-) Ve iz ehazna miysakaküm la tesfikune dimaeküm ve la tuhricune enfüseküm min diyariküm sümme akrartüm ve entüm teşhedun;
(Ya İsrailOğulları) hani sizden “(biribirinizin) kanınızı dökmeyin ve (biribirinizi) yurtlarınızdan çıkarmayın” diye miysak almıştık... Sonra siz (buna) şahitlik eder halde (bunu) ikrar/kabul ettiniz.
85-) Sümme entüm haülai taktülune enfüseküm ve tuhricune feriykan minküm min diyarihim* tezaherune aleyhim Bil’ismi vel ‘udvani, ve in ye'tuküm üsara tüfaduhüm ve huve muharremün aleyküm ıhracühüm* efetu'minune Biba’dılKitabi ve tekfurune Biba'din, fema cezaü men yef'alü zâlike minküm illâ hızyün fiylhayatiddünya* ve yevmelkıyameti yuraddune ila eşeddil’azab* ve mAllahu Biğafilin amma ta'melun;
Sonra siz şunlarsınız ki: (biribirinizin) nefslerinizi öldürüyorsunuz ve içinizden bir fırkayı yurtlarından çıkarıyorsunuz... Onların aleyhlerine (Bi-) günah ve düşmanlıkda yardımlaşıyorsunuz... Eğer size esirler olarak gelirlerse, onları çıkarmanız size haram edildiği halde, onlar için fidyeleşirsiniz/fidyelerini verirsiniz... Yoksa siz Kitab’ın bir kısmına (B sırrınca) iman edip bir kısmını (B gerçeğince) inkar mı ediyorsunuz (sistem bir bütündür)?... Sizden bunu yapanın cezası ancak dünya hayatında rezillik/rüsvaylıktır... Kıyamet gününde (fiziki ölümün akabinde) ise azabın en şiddetlisine redolunur... Allah amellerinizden (Bi-) ğafil değildir.
86-) Ülaikelleziyneşteravül hayateddünya Bil’ahıreti, fela yuhaffefü anhümül’ azabü ve la hüm yünsarun;
İşte bunlar ki ahiret mukabilinde dünya hayatını (B gerçeğince) satın almışlardır... Onlardan azab hafifletilmez (dünya cehennemdir?)... Yardım da edilmez onlara.
87-) Ve lekad ateyna MuselKitabe ve kaffeyna min ba'dihı BirRusuli ve ateyna Iysebne Meryemelbeyyinati ve eyyednahu Biruhılkudüs* efeküllema caeküm Rasûlün Bima la tehva enfüsükümüstekbertüm* feferıykan kezzebtüm ve ferıykan taktülun;
Andolsun ki Musa’ya Kitab’ı verdik... Ve ondan sonra da birbiri ardınca (Bi-) Rasûller gönderdik (takviye ettik)... MeryemOğlu İsa’ya da beyyineler (apaçık açık mucizeler) verdik... Onu (Bi-) Ruh-ül’Kudüs ile teyid ettik... Nefislerinizin hevasına uymayan (şey) ile (B sırrınca) size bir Rasûl geldiği her seferinde büyüklük taslamadınız mı?... Bir fırkasını yalanladınız, bir fırkasını da katlettiniz.
88-) Ve kalu kulubüna ğulf* bel le’anehümüllahu Biküfrihim fekalıylen ma yu'minun;
Ve dediler ki “kalblerimiz kılıflıdır”... Bilakis küfürleri yüzünden (B gerçeğince) Allah onları la’netlemiştir... Dolayısıyla çok az iman ederler.
89-) Ve lemma caehüm Kitabün min ‘ındillahi musaddikun lima me’ahüm ve kânu min kablü yesteftihune alelleziyne keferu* felemma caehüm ma ‘arefu keferu Bihi, fela'netullahi alelkâfiriyn;
Daha önce (Hz.Rasûlullah’dan önce, böyle bir Zatın geleceğini bilerek) kafirlerin (dini reddeden müşriklerin) aleyhine fetih istiyor oldukları halde, onlara indAllah’dan beraberlerinde olanı tasdik edici bir Kitab gelince; (yani) o tanıdıkları (Hz.Muhammed s.a.v.) kendilerine geldiğinde, O’nu (B sırrınca) inkar ettiler... Artık Allah la’neti o kafirlerin üzerinedir (Hz.Muhammed’siz Allah’a yakınlık ne mümkün?).
90-) Bi'semeşterav Bihi enfüsehüm en yekfüru Bima enzelAllahu bağyen en yünezzilAllahu min fadlihi alâ men yeşaü min ıbadihi, febau Biğadabin alâ ğadab* ve lilkâfiriyne azabün muhiyn;
Allah’ın, kullarından dilediği kimseye fazlından indirmesini, kıskanarak Allah’ın (B sırrınca) inzal ettiğini küfr (örtme, red) etme mukabilinde (B gerçeğince) nefslerini satmaları/ya da satın almaları (yani değiştirmeleri; halifeliğe bedel perdeli-kayıtlı kişiliği tercih etmeleri?) ne kötüdür!... Bu yüzdendir ki (B gerçeğince) gadap üstüne gadaba uğradılar... Kafirler için küçültücü bir azab vardır.
91-) Ve iza kıyle lehüm aminu Bima enzelAllahu kalu nu'minu Bima ünzile aleyna ve yekfürune Bima veraehu ve huvelKakku musaddikan lima me’ahüm* kul felime taktülune enbiyaAllahi min kablü in küntüm mu’miniyn;
Onlara (yahudilere) “Allah’ın inzal ettiğine (B sırrıyla) iman edin” denildiğinde: ”Biz, bize inzal edilene (B sırrınca) iman ederiz” derler ve ondan gerisini (ilahi sıfat ve zat’ta fenayı, tam tevhid’i) de (B gerçeğince) inkar ederler... Oysa O beraberlerindekini tasdik edici bir hak/gerçektir... De ki: ”madem ki mü’minlerdiniz, öyleyse daha önce niçin Allah Nebîlerini katlediyordunuz?”.
92-) Ve lekad caeküm Musa Bilbeyyinati sümmettehaztümül’ıcle min ba'dihı ve entüm zalimun;
Andolsun ki Musa size (B sırrınca) beyyineler (apaçık ayetler, mucizeler) ile gelmişti... Sonra siz, zalimler olarak, ondan sonra buzağı (yı ilah) edindiniz.
93-) Ve iz ehazna miysakaküm ve refa'na fevkakümütTur* huzû ma ateynaküm Bikuvvetin vesme’u* kalu semı'na ve asayna ve üşribu fiy kulubihimul’ıcle Biküfrihim* kul bi'se ma ye'muruküm Bihi iymanuküm in küntüm mu’miniyn;
Hani biz miysak almıştık sizden ve Tur’u da fevkınızde ref’etmiştik... “Size verdiğimizi (Bi-) kuvvetle tutun ve işitin-dinleyin” (demiştik)... Onlar ise: ”İşittik ve isyan ettik” dediler... (Bi-) küfürleri yüzünden kalblerine buzağı içirildi (onunla sarhoş oldular)... De ki: “eğer mü’minlerseniz, imanınızın (B sırrınca) size emrettiği şey ne kötüdür!”.
94-) Kul in kânet lekümüddarul’ahıretü indAllahi halisaten min duninNasi fetemennevülmevte in küntüm sadikıyn;
De ki: ”İndAllah’da Ahiret yurdu (diğer) insanlara değil halis olarak sizin/size mahsus ise, eğer sözünüzde sadıksanız, o halde ölümü temenni etsenize!”.
95-) Ve len yetemennevhu ebeden Bima kaddemet eydiyhim* vAllahu Aliymun Bizzalimiyn;
Ellerinin önceden takdim ettikleri sebebiyle (B sırrınca) onu (ölümü) asla temenni etmeyeceklerdir (negativ yük üretenler, o parazitli ortamlarını fıtri olarak hoşlanmazlar)... Allah, zalimleri (B sırrınca; onların vücudu ve hakikatı olarak) Alimdir.
96-) Ve letecidennehüm ahrasanNasi alâ hayatin, ve minelleziyne eşrekü yeveddü ehadühüm lev yu’ammeru elfe senetin, ve ma huve Bimuzahzihıhi minel’azabi en yu’ammer* vAllahu Basıyrun Bima ya'melun;
(Rasûlüm) Sen onları (yahudileri) elbette, hayat üzerine insanların en harisi bulursun... Bilfiil şirke batanlardan bile... Onlardan her biri bin yıl ömür sürmek ister... Halbuki onun uzun ömür sürmesi (B gerçeğince) kendisini azabtan uzaklaştıracak değildir (zira azab kendinden kaynaklanıyor)... Allah onların amellerini (B sırrınca) Basıyr’dir.
97-) Kul men kâne adüvven liCibriyle feinnehu nezzelehu alâ kalbike Biiznillahi musaddikan lima beyne yedeyhi ve hüden ve büşra lilmu'miniyn;
De ki: Kim Cibriyl’e düşman oldu ise (bilsin ki) muhakkak ki O, Biiznillah senin kalbin üzere Onu (Kurân’ı), kendinden öncekini tasdik edici, mü’minlere rehber ve müjde olarak indirmiştir.
98-) Men kâne adüvven Lillahi ve Melaiketihi ve Rusulihi ve Cibriyle ve Miykâle feinnAllahe adüvvün lilkâfiriyn;
Kim Allah’a (vahdete, varlığındaki uluhiyyet hakikatına ve bu mekanizmaya), O’nun meleklerine (kuvvelerine), O’nun Rasûllerine, Cibriyl’e (sisteme dönük akla) ve Miykal’e (himmet, rızık işlevine) düşman olursa, muhakkak ki Allah kafirlerin (bu gerçeği reddedenlerin, bundan perdelilerin doğal olarak) düşmanıdır (artık ne yakiyn mümkündür ne de şah damarından yakiyn olanın seni bırakması?).
99-) Ve lekad enzelna ileyke ayatin beyyinatin, ve ma yekfuru Biha illelfasikun;
Andolsun ki biz sana apaçık ayetler inzal ettik... Onları (B gerçeğince) fasıklardan başkası inkar etmez.
100-) Eveküllema ahedu ahden nebezehu feriykun minhüm* bel ekseruhüm la yu'minun;
Bir ahidle muahede ettikleri her seferinde, onlardan bir fırka onu bozup atmadı mı?... Hayır, onların ekseriyeti iman etmezler.
101-) Ve lemma caehüm Rasûlün min ’ındillahi musaddikun lima meahüm nebeze feriykun minelleziyne utülKitab* KitabAllahi verae zuhurihim keennehüm la ya'lemun;
Onlara indAllah’dan beraberlerinde olanı tasdik edici bir Rasûl gelince, kendilerine Kitab verilenlerden bir fırka, sanki hiç bilmiyorlarmış gibi Kitabullahı arkalarına attılar (oysa ehl-i kitab demek, diynli demektir; nasıl Allah Sistemini ihmal ederler?).
102-) Vettebe’u ma tetluşşeyatıynu alâ mülki Süleymane, ve ma kefere Süleymanu ve lakinneşşeyatıyne keferu yü’allimunenNasessıhr* ve ma ünzile alel melekeyni Bibabile harute ve marut* ve ma yü’allimani min ehadin hatta yekula innema nahnü fitnetün fela tekfür* feyete’allemune minhüma ma yuferrikune Bihi beynelmer'i ve zevcihi, ve mahüm Bidarrıyne Bihi min ehadin illâ Biiznillah* ve yete’allemune ma yedurruhüm ve la yenfeuhüm* ve lekad alimu lemenişterahü ma lehu fiyl’ ahıreti min halak* ve le bi'se ma şerav Bihi enfüsehüm* lev kânu ya'lemun;
Süleyman’ın (Bismillah üzere zahir olan akıl)’ın mülkü (Rahmaniyetten kaynaklanan gücü; kuş dili’ni bilmesi, cinnler üzerinde tasarrufu, rüzgara hükmetmesi) hakkında onlar (yahudiler), o (ins ve cinn) Şeytanların okuduklarına (tılsımlara; evham, hayal ürünlerine) tabi oldular… (Halbuki) Süleyman küfretmemiş/kafir olmamıştır (mülküyle gafil değil; kudret ve kuvvetin, her türlü te’sir ve tasarrufun yalnız Allah’a ait olduğundan emin, mutmain)… Lakin o Şeytanlar kafir olmuşlardır; insanlara sihr’i (nesnelere güç isnad etmek) ve (Bi-) Babil’de Harut ve Marut adlı iki melek (meleke) üzerine inzal olunanı öğretiyorlardı… Oysa (o iki melek): Biz yalnızca bir fitneyiz/imtihan vesilesiyiz, sakın (sihir yaparak) küfretmeyin/kafir olmayın, demedikçe hiçbir kimseye öğretmezlerdi… (İnsanlar da) onlardan (Harut ve Marut’tan) (Bi-) kendisi ile erkek kişi ile eşinin arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı… Oysa onlar (sihir öğrenmiş kişiler) onunla Allah’ın izni (Bi-iznillah) olmadıkça hiçbir kimseye zarar veremezler… Onlar kendilerine zarar vereni ve fayda vermeyeni öğreniyorlardı… Andolsun ki onu (sihri) satın alanların Ahirette (kudret-bilinç boyutunda müsbet) hiçbir nasibi olmayacağını kati olarak bilmişlerdir… (Karşılığında B sırrınca) nefslerini/benliklerini sattıkları (özdeşleştikleri) şey ne kötüdür… Keşke bilselerdi.
103-) Ve lev ennehüm amenu vettekav lemesübetün min ‘ındillahi hayrün, lev kânu ya'lemun;
Eğer onlar iman etmiş ve (şirkten) korunmuş olsalardı, indAllah’dan olan bir sevab elbette daha hayırlı olurdu... Keşke bilselerdi.
104-) Ya eyyühelleziyne amenu la tekulu ra’ına ve kulunzurna vesme’u ve lilkâfiriyne azabün eliym;
Ya iman edenler, (Hz.Rasûlullah’a) “raina” (bizi gözet, bizi bekle, bizi dinle; biz de seni?) demeyin; “unzurna” (bize nazar et-bak) deyin ve dinleyin... Kafirler için elim azab vardır.
105-) Ma yeveddülleziyne keferu min ehlilKitabi ve lelmüşrikiyne en yünezzele aleyküm min hayrin min Rabbiküm* vAllahu yahtassu BirahmetiHİ men yeşa'u, vAllahu zülfadlil azîym;
Ehl-i Kitab’tan kafir olanlar ile müşrikler, Rabbinizden size bir hayır indirilmesini istemezler... (Ancak) Allah rahmetini (B sırrınca) dilediğine has kılar (özel rahmeti vardır)... Allah, Zül’Fadlil’Azıym’dir.
106-) Ma nensah min ayetin ev nünsiha ne'ti Bi hayrin minha ev misliha* elem ta'lem ennAllahe alâ külli şey'in kadiyr;
Biz bir ayeti nesh eder (hükmünü iptal eder) yahud unutturursak, ondan daha hayırlısını veya mislini (B sırrınca) getiririz (biz, ondan daha hayırlısını veya mislini getirmedikçe, bir ayeti nesh etmeyiz veya unutturmayız)... Bilmedin mi ki Allah her şeye kadirdir?.
107-) Elem ta'lem ennAllahe leHU mülküsSemavati vel Ard* ve ma leküm min dunillahi min veliyyin ve la nasıyr;
Bilmedin mi ki Semavat ve Arz’ın mülkü Allah’ |