Yukarıdaki açıklamalardan sonra kaldığımız yere geri dönersek:
"Tenezzelül melâiketi ver ruh"
Melekler, yani çeşitli varlıklar tenezzül eder. Ve de, Ruh!..
İfadedeki özellik şu noktada önem taşıyor...
"Ruhlar" demiyor...Veya "ruhlar" anlamında "ervah" demiyor!.
"Tenezzelül melâiketi ver ruh..."... demede...
Şimdi...
Bütün varlık sisteminden sorumlu olan bir ana "Ruh" var!...
Ehlince bilinir ki...
Bu yaşadığımız tüm sistemi yöneten bir ana "Ruh" vardır!...
"Ruh-ül Kuds" ismiyle kastedilen bir ana varlık var... Kısaca "RUH" da denilir O`na... Bu sistem içindeki bütün melekler onun emrindedir!.
Bu bahsedilen "Ruh", "Ruh-u A’zâm" diye bahsedilen, "Kâinatın ruhu" değil; "Sistem`in ruhu"dur!.
Biraz daha ileri gideyim...
Bu, kıyâmet günü; Bütün insanlara "rabbınızı göreceksiniz!.." anlamında bahsedilen; "rabbınız!..." diye işaret edilen bu sistemin ana "Ruh"udur...
Burada, bir anda bocalayacaksınız, ister istemez...
"Yani biz, rabbımızı göreceğiz derken, ana "Ruh"u mu göreceğiz?..."
Gayet basit!... Size;
"Her ne yana bakarsan, O`nun vechini görürsün!.."
diyor.
Bütün bu varlık, her zerre dahi, O`ndan meydana gelmemiş mi?... Evet!...
Dolayısıyla, esasında sen, zaten kime baksan, baktığın kişinin özünde Allah`ın vechi mevcut olduğuna göre sûretin ardındaki mutlak varlığı görme durumunda mısın?.. Evet, gerçekte türlü isimler altında hep O'nu görüyorsun!.
Peki, baktığın her birimde, Cenâb-ı Hakk`ın esmâsının varlığını görebiliyorsun da; bu sistemin özü olan o ana "Ruh"un görünme olayında, niye Rabbını görmüş olmayasın?. Bunun mantığa ters olan tarafı ne?..
Ayrıca,
"kıyâmette Cenâb-ı Hakk'ın ayın 14'ündeki görüntüsü gibi görüneceğini"
de bildirmiyor mu Rasûlullah aleyhisselâm?
Evet...
Allah`ın esmâsıyla, Allah`a ait kudret ve mânâlarla oluşmuş bir varlık, bu ana "Ruh"!..
Ancak "tenezzül" ise âfâkî yani mekân olarak değil; enfüsî yani boyutsal olarak gerçekleşir... Yani, kişi, özünden-içinden gelen bir şekilde bu "tenezzül"ü algılar!..
Kezâ,
"Gecenin son üçte birinde Rabbim dünya semâsına iner de dua edenlerin dualarını kabul eder"
anlamındaki Rasûlullah açıklamasında da bu tarz bir boyutsal-enfüsî, yani özden açığa çıkan anlamı kastedilmiştir.
Burada yapıları çok iyi anlamak gerek!..
Yapıların kademeleri yok mu?.işte, bu boyut içinde, bizim sistemin bir üst katman varlığı oluyor, bir üst plânı oluşturuyor bu "RUH"!.. Ama sakın bu "üst" kelimesini dış-âfak anlamında anlamayalım!.. Aksine öze-içe dönük olarak değerlendirelim...
Adem`e tâbi olmakla görevli olmayan melekler vardır... Bunlar, Galaktik boyuttaki meleklerdir!...
Tüm galaktik sistemin ruhu ayrı, bizim sistemin ruhu ayrı...
Bizim sistemin ötesinde belli bir kümesel kademe var. Sistemlerin ruhları olarak...
Kademe kademe olan bir olay söz konusu...
Bu sistemin ana "Ruh"u dediğimiz varlık, nasıl insan Alah`ın güzel isimlerinden oluşmuş ise; O da aynı şekilde, Allah isimlerinin bileşiminden oluşmuş!..
Meselâ bir kısım melekler var. Subbûh, Kuddûs isimlerinden müteşekkil. Bir kısım melek var; Allah`ın Kahhâr, Cebbar, Kavîy isimlerinden meydana gelmiş!.
AHMED HULÛSİ
“KENDİNİ TANI"” Kitabından
|