English   |   Deutsch   |   Français   |   Español   |   Pусский   |   Polski   |   Nederlands   |   Shqip   |   Kiswahili   |   Azeri   |   Bosanski
 
İMAN hakkında
NİYE İMAN ?

"Allâh için" = "fiysebilillah" ne demektir?

Özündekini hissetmenin; ve gereklerini ortaya koymanın yaşanmasıdır!…

Allâh ahlâkıyla yaşayıp, Allâh bakışı ve değerlendirmesiyle, yakınını veya uzağındakini ve dahi tüm yaratılmışları değerlendirmek demektir!

Karşındakini Allâh’a erdirmek; böylece Allâh rızasının onda açığa çıkması için, tüm varlığınla çaba göstermek demektir!

"Allâh için beraberlik" demek, bu amacı paylaşan "biraradalık" demektir!

Kişinin özündeki "Allâh"tan ve bunun sonuçlarını yaşamaktan "gâfil" olması, onun "gazâba uğramış olması" demektir!

Gelecekte beklenen ateş ya da işkence olaylarını "gazâp" sanarak; insanın yaşadığı andaki "gazâp"tan gafleti ise, "Allâh gazâbına uğramış olmasının" açık yaşantısıdır!

"Allâh gazâbına dûçar olmuş" kişi, özündeki Allâh’ı tanıyamamış; bunun gereğini hâlâ yaşayamamakta olan" insandır!

Bu açıkladığımızı idrâk edememek de gazâba uğramışlığın bir başka belirtisidir!"

Evet, geçen haftaki yazımızda, bu konuya çok ağırlık vermiştik..

İnsan yaşamındaki en önemli konu bu olduğu için, bu hafta da gene bu hususu, bizden açığa çıkan kadarıyla açıklamaya devam etmek istiyorum…

Kişide, ya îmân açığa çıkmıştır ve bunun getirmiş olduğu bakış açısıyla yaşar kısmetindeki kadarını; bu yüzden "said"="Mutlu" derler ona; çünkü ebedi yaşamında son durağı "Cennet" boyutu olacaktır!…

Ya da fıtratında îmân yoktur; bunun getirdiği bakış açısıyla yaşar; ve o bakışa göre fiiller, davranışlar ortaya koyar; bu yüzden "şakî" = "mutsuz" derler; çünkü ebedi yaşamında son durağı "Cehennem" boyutu olup, hayatı "yanarak" devam edecektir!

Kişinin fıtratındaki "îmân", o kişiye er-geç, olayların ve fiillerin yaratıcısının Allâh olduğunu; idrâk ettirerek; kişinin o olaydan dolayı yanmasına son verir! "Kalpler Allâh’ın hatırlanmasıyla tatmine ulaşır, yatışır" uyarısını hatırlayalım burada…

Îmân veya îmânsızlık beyindeki bir değerlendirme merkezinin açılıp açılmamasındandır… Hatta diyebilirim ki, "îmân" geni vardır kanaatimce!

Eğer beyin, îmân nûruyla olayları yorumlarsa, değerlendirmesi başka olur; îmân ışığından mahrum olarak yorumlarsa, değerlendirmesi başka olur!

Biz dışarıdan, kişinin bu geni taşıyıp taşımadığını bilmeyiz!… Ancak davranışları, o an için bize kısmî bir gösterge olabilir…

Buna rağmen biz, fiili itibariyle, bu imân nûrundandır, veya imânsızlığın sonucudur desek dahi; onun daha sonraki bir süreçte hangi idrâk içinde boyut değiştireceğini bilemediğimizden, kimse için "îmânlı" veya "îmânsız" şeklinde kesin hükmü veremeyiz.

Genelde kişinin, îmânsız bakış açısıyla yaşamı değerlendirmesi, onun için müjdeli bir gelecek vaad etmez!

Îmânlı bakış açısıyla yaşayanın dahi, yaşamı sonlanmadan ne olduğu bilinemez.

Rasûlullah Aleyhisselâm'ın bir uyarısı özetle ve hatırımda kaldığı kadarıyla şöyledir:

"Savaşta Allâh yolunda çarpışırken öldüğü bilinen kişiye, sen kendi güçlülüğünü ve hünerini gösterip insanlardan pâye almak için çarpışırken öldün ve şehid değilsin… yerin Cehennemdir; denir.

Büyük zekât ve sadaka dağıtan kişiye, sen insanlardan pâye almak, onları kıramadığın için gönülleri olsun diye vermek amacıyla malını dağıttığın için,yaptığın makbûl değildir, denir ve melekler onu Cehennem'e atarlar…

Âlime, sen insanlar ne kadar bilgili deyip sana pâye versinler ve sana hizmet etsinler diye, geçimini sağlamak için bu ilmini insanlara yaydın, yaptıkların geçerli değildir ve yerin Cehennem'dir; denir…"

Şimdi bu açıdan olayı değerlendirirsek…

Îmânlı kişi, yaptığı her şeyi, "fiysebilillah" = "Allâh için"; yâni çevresindekilerden veya karşısındakilerden hiç bir çıkar beklemeden; sırf kendindekini onlarla paylaşmak amacıyla yapıyorsa, bunun yararını görecektir!

Bunun dışındaki tüm gerekçeler ise, "şirk koşmak" diye tanımlanan îmânsız bakış açısının sonucudur!

Eğer "gazâb" kuşatmamışsa bizi, vicdânımız ilimle, iğne deliği kadar yerden niyetlerimizi görebiliyorsa; sorgulayalım niyetlerimizi, yaşama ve çevremize bakış açımızı!…

Yarından önce bugün hesâba çekelim kendimizi!…

Aynaya bakalım!

"Düşüncelerinizden mesûlsünüz" (Bakara-284) uyarısını iyi değerlendirelim…

Allâh için, dürüst ve açık olmak mı?

Maddî veya mânevî çıkarın için, o günlük rahatın kaçmasın diye (kalp kırmama kılıfı altında) yanlışları örtücü olmak mı?

Unutulmasın ki, bugün elimizde ne varsa, yarın hepsini zaten yitireceğiz!

Değer mi ebedi hayatımızı Cehennem etmeğe üç günlük çıkar için!?…

Hele bir de, o günkü çıkarlarımızı düşünerek bildiğimiz gerçekleri söylemiyor, karşımızdakinin yanlış yolda yürümesine göz yumuyorsak?

Bunun vebâlini alacak kadar güçlü müyüz acaba?…

Hele hele sevdiğimizi söylediğimiz insanların, bildiğimiz gerçekleri onlarla paylaşmayarak, kangrenlerinin ilerlemesine göz yumuyorsak dünya rahatımız ve çıkarımız için; bu zulmün bedelinin faturası nasıl gelecek acaba karşımıza?

Evet, imân, insanın "fiysebilillah" yaşamasını getirir sonuç olarak… Tüm dünyalığını yitirmeyi göze aldırır!… Gerçekten sevdiklerini yarın yanacakları ateşten korumak için elinden geleni yaptırır!

Malıyla, canıyla, ilmiyle, sevdiklerinin yanan evin içine düşmemeleri için ne gerekiyorsa onu yaptırır imân

Îmân nuru yoksa o kişide, gününü daha rahat geçirmek için yaşar sadece! Ölümötesi şartları ve karşılaşacaklarını düşünmez!

Sadece daha fazla kazanıp daha rahat yaşamaktır amacı… En yakınlarını bile bu yolda fedâ eder! Dünya batağında çırpınan en yakınlarına bile bir tekmeyi de o atarak, âhiret için bir şey yapmadan yalnızca dünya için beyinlerini çalıştırmalarına göz yumar!

Düşünmeyiz ki, her insan Deccal fitnesiyle karşı karşıya kalır yaşamında! Bekleriz hep kıyâmet öncesinde gelecek sağ gözü kör Deccalı!

"Deccal"iyetin, kişinin, kendisini "Allâh"tan ve "hilâfetten" alakoyan dünyası olduğunu; dünya zevkleri için beyin çalıştırmanın Deccal'ın Cenneti'ni seçmek; ölümötesi yaşama hazırlanmak, "fiysebilillah" yaşamak ve "halifelik" sırrına ermenin de Deccal'in Cehennem'ini göze alıp içine atlamak olduğunu farketmeyiz bile!

Çünkü bu konuları hobi olarak, veya vicdanımızı rahatlatacak kılıflar olarak ele alıp; haftada bir kaç saat bu konuyla ilgilenerek muhteşem bir şekilde kendimizi aldatırız!

Îmân, yaşama bakış açısını oluşturur.. Bu bakış açısına göre olayları ve çevresini değerlendirmeyi sağlar.. Bu değerlendirmeye göre fiilleri getirir.. Fiillerinin de yaptıklarına göre otomatik olarak sonuçlarını yaşarsın!

Îmânsızlık da böyle! O bakış açısıyla değerlendirme yapar; bu değerlendirmeye göre davranışlar ortaya koyar ve neticede bunun sonuçlarını yaşarsın!…

Yine Rasûlullah Aleyhisselâm'ın şu uyarısını hatırlayalım…

"Allâh bir kavim yarattı Cennet için…

Allâh bir kavim yarattı Cehennem için…

Kalem kurudu… Herkes kendisine kolaylaştırılmış olanı başaracaktır!"

Öyle ise dostlar şu gerçekleri iyi farkedelim;

Rasûllulah’ın, açıkladığı "Allâh"a îmân dışındaki, bütün îmân objeleri, kişinin ölümötesini kabûle dayanan fiilleri zorunlu kılan îmân objeleridir…

Kişiler bunları uygulayarak, "eslemna" = "müslüman amelleri ortaya koyuyoruz" derler… Ama, Kur’ân uyarısına göre, henüz îmân etmemişlerdir!

Allâh’a *B* sırrıyla îmân edip, "hilâfetinin" gereği olan amelleri doğal olarak "fiysebilillah" ortaya koyabilen; yaşamı bu bakış açısıyla değerlendirenler ise "îmân" ettik diyen müminlerdir; ki onlar da basîretlerine göre birkaç sınıftır… En aşağısı "mutmainne"dir!

Herkes kendi yaratılış amacına ve kemâline sağlam adımlarla yürümektedir…

Ama, aramızda, kemâli, devedikeni ekip gül üreyeceğini sanmak üzere olanlar da vardır; gül tohumu ekip, gül bekleyenler de!…

Ha bir de, gül tohumu ektiğini sanarak, devedikeni tohumunu saçmaya devam ederken, uyarıldığı halde bunu kâle almayan anlayışı kıtlar!

Allâh sistem ve düzeninde mâzerete yer yoktur; herkes bakış açısının, getirdiği değerlendirmelerin ve sonucu olan davranışlarının karşılığını otomatik olarak alacaktır!

Yarındakiler, bugün bizi kara kara düşündürüyorsa; yarın da yakacaktır!

Şefâati, ne gerekçeyle olursa olsun, değerlendirmeyenlerin, sonuçlarını da beklemeye hakları yoktur!

AHMED HULÛSİ
1993
DİN'İN TEMEL GERÇEKLERİ
İndirmek için tıklayınız
NİYE İMAN - EBOOK   NİYE İMAN - PDF
Yazdırmak için tıklayınız
AHMED HULÛSİ'NİN RESMİ WEB SİTESİ SADECE www.ahmedhulusi.org ADRESİDİR. FACEBOOK VE BENZERİ SOSYAL İLETİŞİM SİTELERİ VEYA HERHANGİ BİR İNTERNET SİTESİNDE, RESMİ WEB SİTEMİZ www.ahmedhulusi.org ADRESİNDEN ORİJİNALİNE SADIK KALINARAK YAPILMIŞ ALINTILARIN DIŞINDAKİ, AHMED HULÛSİ ADI ALTINDA YAZILAN, KONUŞULAN, SÖYLENENLERİN HİÇBİRİ AHMED HULÛSİ'YE AİT DEĞİLDİR. GEREĞİNCE DUYURULUR.
TELİF HAKLARI
® Eserlerimizin hiçbirinde telif hakından kaynaklanan herhangi bir tür bedel talebi yoktur. Sitemizdeki tüm bilgiler, Hz. MUHAMMED (aleyhisselâm)'ın bildirip açıkladığı "ALLÂH" ismiyle işaret edilenin hakikatinin ne olduğunun öğrenilmesi ve "DİN" denilen yaşam sisteminin bu vizyonla değerlendirilebilmesi için, tüm insanlarla karşılıksız paylaşılmak üzere hazırlanmıştır. Tüm yayınlarımızı ücretsiz okur; dinler, bilgisayarınıza indirebilir, çoğaltabilir; YAZAR ve KAYNAK ADRESİ BELİRTMEK ŞARTIYLA bireysel veya toplumsal iletişim araçlarıyla, internet üzerinden veya her yoldan çevrenizle paylaşabilirsiniz. Ancak yayınlarımızın hiçbiri bu vb. yollar kullanılarak çoğaltılıp yazılı izin almaksızın satılamaz. Allâh ilmine karşılık alınmaz. Prensibimiz maddî ya da manevî karşılıksız paylaşımdır.
www.ahmedhulusi.org web sitesinin hosting hizmeti dataisdata.net tarafından verilmektedir.
Site yöneticisi: Cem ERDEMİRBİLEK
Ulaşmak için: cem@ahmedhulusi.org
www.okyanusum.com   www.allahvesistemi.org
Ahmed Hulûsi'nin eserlerini Kitsan Yayınevi'nden temin edebilirsiniz.
Tel: +90 (212) 513 67 69
online ziyaretçi: 15        ip adresiniz: 38.107.179.217
2012 ® Ahmed Hulûsi Resmi Web Sitesi. Tamamı ücretsiz kitaplar, kitapçıklar, sesli kitaplar, e-book'lar, sesli ve görüntülü sohbetler,
çeviriler, seslendirmeler ve ayrıca sürekli eklenen güncel yazılarla tüm insanlarla karşılıksız paylaşım.