Sayfayı Yazdır

“Tek”lik Anlayışıyla, Zâhir Emirleri Terk Hatası

1 - Başta Kur’ân-ı Kerîm’deki sayısız âyetler ve bunlara açıklık getiren çeşitli hadisler olmak üzere Hz. Âli’den Abdulkâdir Geylânî’ye, Muhyiddini Arabî’ye ve nihayet “İnsan-ı Kâmil” yazarı Abdülkerîm el Ciylî’ye kadar sayısız zevât; varlığın aslının, orijininin, Allâh olduğunu, varlıkta Allâh’tan gayrı mevcut olmadığını ispatlamışlar ve açıklamışlardır.

Zaten günümüz ilmî çalışmaları dahi bu TEK asıldan gelme görüşünü, varlığın orijinde TEK olduğunu, lise düzeyi eğitiminde öğretmektedir.

Bu, artık günümüzde gizli saklı sır olmaktan çıkmıştır. Bunu çok gizli tarikat sırrı imiş gibi saklamak, çağımızda değil, asırlar öncesindeki hayal dünyasında yaşamaktan ileri gelir.

Ancak…

Burada dikkatlerden kaçmaması gereken çok çok önemli bir husus da vardır ki o da şudur:

Varlık, dün ne ise, bugün de odur; ve yarın da o olacaktır!..

Yani, varlıkta nasıl dün yürürlükte olan bazı kanunlar, nizamlar, sistemler, tabii denen âdetler mevcut idiyse; bunlar aynı ile bugün de mevcuttur.

“ALLÂH’IN KANUNLARINDA (SÜNNETULLÂH) ASLA DEĞİŞME OLMAZ” (17.İsra’: 77) âyetini hatırlayalım.

Senin varlığın, her ne kadar “HAK”kın varlığı dışında değilse de; buna rağmen yeme-içme kanununun dışına çıktığın zaman, nasıl bu beden ayakta duramaz hâle geliyorsa; aynı şekilde ölüm ötesi bedeninin de tâbi olduğu kanunlar söz konusudur!.. Onlara uymak zorundasın!..

Şayet sen, “ibadet” ismi ile tanımlanan bu çalışmaları yapmazsan; kim olursan ol, hangi mertebede kendini kabul edersen et, gittiğin ortamın değişmez şartlarına tâbi olacaksındır!..

BÂTIN ismi yönünden varlığın TEK’liği ne kadar gerçek ise; ZÂHİR ismi yönünden de, kanunlar ve nizamlar dünyasının varlığı o kadar gerçektir!..

Kendini hangi mertebede hissedersen hisset, bugün bu beden şartları içinde yaşıyorsan, yarın da bugünkü bedeninin yeteneklerine sahip ikinci bir beden içinde ölüm ötesi ebedî yaşama devam edeceksin.

Bugün su seni boğuyor, ateş yakıyorsa, yarın da o ortamın suyu seni boğacak, ateşi yakacaktır!.. Bu kaçınılmazdır!..

Rasûlullâh (aleyhisselâm), bugünkü beden dolayısı ile alınması gerekli tedbirler konusunda nasıl uyarıda bulunmuş ise; ölüm ötesine dair şartlar için de öylesine uyarılarda bulunmuş; o ortamın zaruri kıldığı tedbirler ne ise, onları “İBADET” adı altında bizlere iletmiştir.

Şimdi bir kişi, ben “HAKK’IM” diyerek, birtakım tedbirlere başvurmadan ateşe kendini attığında nasıl yanarsa; “BEN HAKK’IM” diyen bu kişi aynı şekilde ölüm ötesinde de o günün ateşi içinde, çaresizlik içinde yanacaktır!.. Bilgisi, hissedişi asla kendini kurtaramayacaktır.

“Sana yakîn gelene (benliğinin yokluğunu fark edene kadar -ölüm hakikatin fark edilmesi hâlidir- Vâhid’ül Kahhâr’ın yaşanmasına) kadar, Rabbine ibadet et (benliğin varolduğu sürece Rabbine kulluğa, ibadete devam et, tâ ki yakîn gelene kadar; yakîn sonrasında ise bunun doğal sonucu Rabbinin kulluğu devam eder zaten)!” (15.Hicr: 99) âyetine gelince ise.

“YAKÎN” gelene, yani gerçeği görene, tadana kadar “İBADET” hükmüyle fiillere devam et, demektir bu!..

Demek değildir ki, yakîn gelince, ibadeti terk et!..

Bu şu demektir: Gerçeği görene, hissedene, tadana kadar “ibadet” hükmüyle fiillerine devam; bundan sonra da “Kendini ortadan kaldırmış olarak bırak Allâh’ın fiilleri şeklinde onlar devam etsin!..”

Buna, geçmiş hakiki vahdet ehli zevât “Ubûdet” ismini takmışlardı.

Kısaca bir önemli noktaya değinelim.

Tasavvuf, fenâfillâh ve bakâbillâh isimli iki aşamaya dayanır;

Birinci aşamada varlığın aslına özüne erişilir; ikinci aşamada da Orijinal varlığın bakışı ile âlemler seyredilir.

İşte birinci seyir, “BÂTIN” ismi mânâsı içinde yapılan bir seyirdir; ikinci seyir ise “ZÂHİR” ismi yönüyle yapılan bir seyirdir.

Tasavvufa girenlerin pek çoğu bu ikinci seyir devresine geçemezler!.. Bu sebeple de işin sadece Tevhid görüşü denen, birinci seyir yanında kalarak; pek çok şeyin hakkını vermekten geri kalırlar!.. Oysa bu kişiler dairenin ikinci yarısına geçip, şuur boyutunda, “Bâtınî” gerçeklerin “Hak” olduğu gibi; “Zâhir” boyutunda da bu ortama ait gerçeklerin “Hak” olduğunu görebilselerdi mutlaka fiilleri başka olacaktı.

Esasen bu konuyu önceki bölümlerde daha geniş bir şekilde de ele almıştık. Şimdi meseleyi şöyle toparlayalım.

Vahdet konusu şuur boyutunda yaşanan bir gerçektir! Zâhir boyutu ise kendi kanunları içersinde akar gider!.. Bu sebeple, bugün zâhir yönünde nasıl birtakım şeyler yapmak mecburiyeti söz konusu ise, aynı şekilde ölüm ötesi yaşam bakımından da, aynı şekilde birtakım fiilleri yerine getirme mecburiyeti vardır; ve bunları tatbik etmeyenler, bu eksikliklerinin azabını çekerler!..

54 / 67

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Bu Kitabı İndirebilirsiniz!