İman ve Fiiller Hakkında

İman ve İslâm... Geçmişte birçok kişiler arasında çok tartışması olmuş bir konu!..

Hatta bir ara çok meşhur bir mezhep imamı;

“Allâh’a, Rasûlüne ve onun getirdiklerine iman, makbul imandır” demiş ve bunu bir eserinde yazmış.

Abdulkâdir Geylânî Hazretleri, “El Ganiyye” adlı eserinde; buna cevaben, dalâlete giden, kurtuluşa, necata ermeyen fırkalar arasında bu Zâtın mezhebini, mezhebin mensuplarını saymış.

Gavs-ı Â’zâm Abdulkâdir Geylânî “El Ganiyye” adlı kitabında kurtuluşa ermeyen fırkalardan bahsederken; Hz. Rasûlullâh’ın bir hadisi var:

“Yetmiş üç fırkaya ayrılacak ümmetim. İçinden bir tanesi kurtuluşa erecek, ötekileri dalâlette kalacak.”

Diye dalâlette kalan, kurtuluşa ermeyen fırkalardan bahsederken, “Kaderiyye taifesi bunlardandır”, dedikten sonra onlardan bazılarını zikrediyor; sonra şöyle diyor:

“Bu kişi, imanın; Allâh ve Rasûlü’nün, Allâh tarafından getirdiği hükümleri topluca bilmek ve ikrar etmekten ibaret olduğuna inanmıştır. Berhûnî’nin kitabı seceresinde de zikrettiğine göre, bu inanç bozuk bir itikat olur” diyor.

Şimdi, Gavs-ı Â’zâm Abdulkâdir Geylânî’nin burada reddettiği ve karşı çıktığı görüş şu:

Bir kişi, “Allâh ve Rasûlü’nün bütün getirdiği hükümleri kabul ediyorum” derse; ve bunun yanında, “o hükümlere dair emirleri tutmazsa, İslâm hükümlerini yerine getirmezse, bu kişi dalâlettedir, sapmıştır!.. İman ehli sayılmaz!” diyor.

Bu böyle mi, değil mi?

Bizim araştırmamız, tahkikimiz var. Biz meseleleri inceleyerek gittiğimize göre; bu böyle mi, değil mi, ne netice çıkıyor?

Meseleye şöyle bakacağız...

İman nedir ve neyedir?

Bu konuyu esasen en geniş şekli ile “AKIL ve İMAN” isimli kitabımızda açıklamaktayız... Ancak önemine binâen burada da bir bölümüyle girelim konuya...

Neye iman ediyorsun?.. İslâm Dini’ne değil mi?.. İslâm Dini’ne iman ediyorsun!..

Allâh ve Rasûlü’ne iman, İslâm Dini’nin hükümlerinden biri!.. Dinin getirdiği hükümlerden biri.

Dolayısıyla İslâm Dini’ne iman ettiğin zaman, zaten bu İslâm Dini’ni kabulünün neticesi olan, belli fiiller vardır.

Bir sobanın yakıcılığına inandığın zaman elini sobaya değdirmezsin. Boğulacağını bildiğin yerde yüzme bilmiyorsan, suya girmezsin.

O şeye inanmanın tabii sonucu olan, fiiller söz konusudur!..

Neye iman ediyorsun?.. İslâm Dini’ne iman ediyorum!.. İslâm Dini’ne iman ettiğime göre; onun hükümlerini ben kabul ediyorum demektir. O hükümlerin de yerine gelmesi şarttır. Eğer İslâm’ın hükümleri yerine gelmiyorsa, o zaman orada “iman” yoktur! Henüz “iman” hâsıl olmamıştır!..

Peki bu böyle olduğuna göre, demek ki ortaya ne çıkıyor? İman = Fiil...

Yani, İslâm’ın emirleri doğrultusunda olan fiiller!..

Eğer İslâm Dini’ne iman ediyorum, diyorsan; İslâm Dini’nin önerdiği doğrultuda, yap dediği fiilleri yerine getireceksin!..

İslâm’ın da ana beş şartı; kelime-i şehâdet, bunun tabii neticesi olan namaz, oruç, hac ve zekât. İlk önerileri bunlar!..

Demek ki bir kişi ben iman ediyorum, diyorsa; bunun yanında namaz kılmıyorsa veya oruç tutmuyorsa veya hacca gitmiyorsa veya zekâtını vermiyorsa, bu kişinin iman edip etmediği, Allâh hükmündedir!

Nitekim Hz. Rasûlullâh (aleyhisselâm)’ın getirdiği bu düstüru anlamış en iyi kişi olan Hz. Ebu Bekir Sıddîk; Hz. Rasûlullâh’ın âhirete intikâlinden sonra zekât vermek istemeyen birtakım kabilelere karşı ordu yollamış ve,

“Zekâtını vermeyenleri katledin!” demiş.

Çünkü onlar imandan çıkmışlardır!.. Ancak, imandan çıkan katledilir!..

Zekâtını vermiyorsa o kişi, İslâm’ın emrini reddediyor demektir, dolayısıyla imanı gitmiştir!.. O fiillere olan imanı gitmiştir, gidince katledilebilir dinin hükmüne göre, dinden döndüğü için!..

Bu durum da gösteriyor ki bize; iman, amelle bir bütündür.

Amelsiz iman veya imansız amel söz konusu değildir!..

Evet... Orijinal itibarıyla böyle olan meseleye, bir de şöyle bakalım;

Kişi, iman ediyorum diyor ve mecburi olan beş şartı yerine getirmiyor!.. Ya ne olacak?..

Daha öncelerde de izah ettiğimiz üzere; esasen, bu beş şart gelecekte kişinin içine düşeceği zor durumlara karşı, bir tedbir olarak öngörülmüş ve tavsiye edilmiştir!..

Siz o zor şartların geleceğine inanıyorsanız, zaten, bu imanınızın gereği olarak, bu tedbirleri de alacaksınız!..

Kızgın bir nesne olduğuna inandığınız şeyi tutmak için, maşa arama zorunluluğunu hissetmeniz gibi!..

Eğer o tehlikeli ortama karşı, gerekli olan tedbirleri alma mecburiyetini hissetmiyorsanız, esasen, o tehlikeye iman etmemişsinizdir!..

Yani, insan, bildirilen bir tehlikeye iman ettiği zaman, muhakkak ona karşı alınması gerekli tedbirlere de başvurur!..

Yok eğer, o bildirilene iman etmiyor ise, gerekli tedbirleri dahi almak mecburiyetini hissetmez!..

Demek oluyor ki… İman, o yolda gerekli tedbirleri almak ve o konuyu bilip öğrenmek ve kendini ölüm ötesine hazırlamak için ilk şart!

Eğer, imanın gerekleri yerine getirilmiyorsa… Bu takdirde o şeye inanılmamıştır!.. İnanmamanın neticesi olan fiiller ile yaşanılmıştır. Bu defa da kişi, bu gidişin neticesine katlanmak mecburiyetinde kalır!..

Günümüzde zaten din konusunda zorlayıcı bir baskı da mevcut olmadığına göre, demek ki herkes kendi başınadır!..

Dileyen iman eder ve gereği fiilleri ortaya koyarak; iman ettiği ortama hazırlanır!..

Dileyen de iman etmez ve bu hâlin gereği olan fiillerle yaşayarak, bu yaptıklarının neticesine katlanır!..

Burada en önemli husus:

“İNSAN İÇİN YALNIZCA ÇALIŞMALARININ (KENDİSİNDEN AÇIĞA ÇIKANLARIN) SONUCU OLUŞACAKTIR!” (53.Necm: 39)

Âyetinin hükmünün gözden kaçmamasıdır!..

Çünkü kişi ne yaparsa onun neticesiyle karşılaşacaktır!.. Havadan gelecek bir şey asla söz konusu değildir!..

47 / 67

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Bu Kitabı İndirebilirsiniz!