Sayfayı Yazdır

Bu Âyet ve Hadislere İnanıyor musunuz?

KADER konusunda nakletmiş olduğumuz sayısız hadîs-î şerîflerden sonra, yarım akılları ve çalışmayan beyinleri ile bu hadislere karşı çıkmak cüretini gösterecek sözde âlimlere, yine şu buyruğu Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem)ile ikazda bulunmak isterim:

Ebu Hureyre (radıyallâhu anh)’dan…

Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:

Okunmakta olan hadisimi koltuğuma yaslanmış olarak herhangi birinizin dinlemesini ve sonra da okuyana, “Sen hadisi bırak, onun doğru veya yalan olduğunun anlaşılması için Kurân’dan bir şeyler oku” dediğini katiyen bilmeyeyim!.. Söylenen o sözü ben söyledim.

Herhangi bir hadîs-î şerîf nakline karşı, ama falanca âlim ya da filanca velî de böyle söylemiştir gibi verilen cevaplar son derece yanlıştır. Bu, Rasûlullâh öyle demiş ama, onun kadar değerli filanca da böyle demiş, diyerek ikisini karşılıklı kefeye koymak olur ki, son derece anlayışsız, basîretsiz bir harekettir. Bırakın, ümmetten falanca ya da filanca âlimi veya ârifi; yukardaki hadîs-î şerîfte olduğu gibi, bir hadisi nakletmek gayesiyle âyetten söz edilmesi bile son derece çirkin bir davranış olur.

Bu sebepledir ki; Ebu Hureyre (radıyallâhu anh), İbn-i Abbas (radıyallâhu anh)’a;

Ey yeğenim, ben sana Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem)’den hadis rivayet ettiğim zaman, ona karşılık olarak darbı meselleri anlatmaya kalkma!.. demiştir.

Bize düşen iş, öncelikle itirazsız Rasûlullâh’tan geleni olduğu gibi kabul etmektir. İkinci aşamada ise, bu kabul ettiğimiz şeyi, şayet ille anlamak istiyorsak; neden, nasıl olduğunu, araştırmaktır. Bulabilirsek, ne âlâ!.. Bulamaz isek, bu defa o konuyu olduğu hâliyle kabul etmiş olarak, araştırma konumuzu zamana bırakmaktır.

Şayet reddedersek, o konuda kendimizi ebedî olarak o ilimden mahrum bırakmış oluruz.

Şurası kesin bir gerçektir ki; Rasûlullâh, Allâhû Teâlâ’nın bahsetmiş olduğu olağanüstü yanıyla, yani “Kendi hevâsından konuşmaz” özelliği dolayısıyla, varlığın tüm gerçeklerini çeşitli şekillerde insanlara bildirmiştir.

Ancak bu bildirim; yaşadığı günün şartları, o devrin insanlarının anlayış sınırlıkları ve nihayet o devrin ilminin son derece kısıtlı olması sebebiyle; pek çok konuda gerçeklerin, benzetmeler, mecazlar, misaller yoluyla açıklanmasına sebep olmuştur. Öyle ise biz ilmimizi geliştirebildiğimiz nispette bu gerçeklere yaklaşabilip, bu sırları deşifre edebileceğiz.

Muhakkak ki, günümüzde yaşayan bir kısım dar görüşlü, taklitçi tabiatlı, sâbit fikirli insanlar; meselenin gerçeğini araştırmayı hedeflemiş, gerçeklere ulaşmak için çaba sarfetmek üzere yaratılmış olanları tenkit edecekler, kınayacaklar hatta çok ilkel bir kafa yapısı dolayısıyla “kâfirlik” ile bile itham edeceklerdir.

Neyleyelim ki, din, günümüz insanlığında lâyık olduğu değeri bulamıyor ise bunun vesilesi de, bu dar görüşlü kafası çalışmayan mukallitlerdir.

1967 senesinde basılan “TECCELÎYAT” isimli kitabımızda şu sözün üzerinde önemle durmuştuk, bir kere daha tekrar edelim:

“İDRAK EDEMİYORSANIZ, BARİ İNKÂR ETMEYİNİZ.”

Unutmayalım ki; şeytan, idrak edemediğini reddettiği için “İBLİS” oldu!..

27 / 67

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Bu Kitabı İndirebilirsiniz!