Zât’ı Talep

Yâ Gavs-ı Â’zâm… Cennete nazar etme ki, beni vasıtasız göresin; ve Cehenneme de nazar etme ki, beni vasıtasız göresin.

Yâ Gavs, cennet ehli cennetle meşgûldür; azap ehli ateşle meşgûldür! Sen ise “BEN”imle meşgûl ol!

 

Gerek cennet ve gerekse cehennemin bâtını, Esmâ âlemi; zâhiri ise Efâl âlemidir. Ve bir diğer yönü itibarıyla da Melekût âlemidir!

Cennete nazar edenin hedefi, cennet nimetleri ve dolayısıyla, fiiller perdesidir.

Cehenneme nazar eden de, elbette ki idrak ettiği ölçüde cehennem ve o ortamın getireceği azaplardan korkar! Ve bu korkuyla da birtakım yararlı çalışmalar yapmak mecburiyetini duyar; meşgûliyeti cehennem korkusu olur.

Bu duruma Rabiatül Adeviyye merhumun şu sözü de bir derece açıklık getirir:

Allâh’ım, cehennem korkusuyla sana kulluk ediyorsam, cehennemine at beni. Ama yalnızca seni sevdiğim için, senin için kulluk ediyorsam, vuslatına erdir beni!

Nitekim bu konuda Yunus Emre merhumun da şu dörtlüğü söylediği kitaplarda meşhurdur:

Cennet cennet dedikleri

Birkaç köşkle birkaç huri

İsteyene ver sen anı

Bana seni gerek seni!

Ehlullâh daima Allâh talebi üzerinde durmuş, cennet veya cehennem konusunun, hakikat talipleri için en büyük perde olacağı üzerinde ittifak etmişlerdir.

Zira kişi ister cennet nimetleriyle meşgûl olsun, ister cehennemde azap verecek hususlar üzerinde durarak kafasını bunlarla meşgûl etsin, her hâlükârda bu işin hakikatinden perdelenmektedir.

Nitekim işte bu yüzden denmektedir ki:

“Yâ Gavs, cennet ehli cennetle meşgûldür; azap ehli ateşle meşgûldür! Sen ise BEN’imle meşgûl ol!”

Cennet ehli, daima cennetin sayısız nimetlerini düşünerek, onları ne şekilde elde edebileceğinin hesabı içindedir. Bu yüzden de kafası hep cennet ve cehennemle ilgili fiillerle meşgûldür. O nimetlerin sahibi, kendilerini ancak ikinci derecede ilgilendirir.

Oysa, bu durumları dolayısıyla, öyle büyük bir nimeti elden kaçırmaktadırlar ki bunun lisan ile tarifi mümkün değildir.

Zira, hakikate ermenin, Allâh’ı “öz”ünde bulmanın getireceği öylesine sonsuz ve büyük bir nimet söz konusudur ki, yaşayamayana bunu dil ile anlatmak mümkün olmaz.

Diğer taraftan, cehennem ehli dahi, içinde bulundukları ortamın şartlarından dolayı öylesine sıkıntılarla karşı karşıya içiçedirler ki, ızdırabı çekmeyene izah mümkün olmaz. Dolayısıyla, onların da artık o hâlde ve ortamda Allâh ile meşgûl olmaları, Allâh’ı tanımaya fırsat bulmaları bahis konusu olmaz.

Ve böylece, her iki grup da kendi içinde bulundukları hâllerle yoğrulur giderler.

37 / 84

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Bu Kitabı İndirebilirsiniz!